Geçmişten Günümüze Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji

Merve TOKAZ

Fotoğraf : Hamza Aktay

Romatizmal Hastalıklar günümüzde hemen her yaşta görülebilen kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ve bireyin savunma mekanizmasında çeşitli bozukluklara yol açan hastalıklar. Bu hastalıkların tedavisinde önemli araştırmalara imza atan bir alan Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji. Bu alan hakkında bilinmeyenleri, kuruluş sürecini ve merak edilen pek çok sorunun cevabını İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle ile konuştuk.

 “Doğanın Kendisi Bir İlaçtır”

Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji alanı aslında çok bilinen ve geleneksel olarak yaygın olan fakat tıbbi kullanımı ile yabancı olduğumuz kavramlardan. Bu kavramların geçmişinin çok eski tarihlere dayandığını belirten Prof. Dr. Karagülle, “Çevrenin ya da ortamların, suyun doğal unsurların ve iklimin insanla sağlık temelinde ilişkisi ve bazı hastalıklarında tedavi amaçlı kullanımı olarak tanımlayabiliriz. Bu yöntemlerin en bilineni kaplıca tedavisi aslında. Kapalı ılıca sözcüğünden türemiş, ılıca doğal sıcak ve mineral su olan yer ya da bu doğal sıcak suyun kendisini ifade ediyor. Birde tabiki termal sözcüğü var. Bu bize Roma döneminden kalan bir sözcük bu. Romalılar sıcak su bölgelerine ‘Terme’ derlerdi” ifadelerini kullandı. Bu alanın tıbbi anlamda gelişim sürecine de değinen Karagülle, “Tıp alanında gelişimi tıbbi Hidroloji ve Klimatoloji olarak başlıyor. Yani aslında sözcük anlamı olarak tıpsal su bilimi, tıpsal çevre bilimi ve tıpsal iklim bilimi diyebiliriz.  Bunlar 200 yıllık bilimsel kavramlar. Tıbbi kelimesi bu bilimsel disiplinlerin tıpta kullanımını ifade ediyor.  Aslında doğanın kendisi ilaçtır, hatta en eski ilaçtır. Tıbbi ekoloji ‘yi doğanın ilaç olarak kullanımı olarak tanımlayabiliriz. Ayni şekilde Tıbbi Hidroloji, suyun tıpta kullanımı, Tıbbi klimatoloji ise iklimin sağlık amaçlı kullanımını karşılıyor. Birde günümüzde özellikle Orta Avrupa ülkelerinde Tıbbi Banleoloji kavramı var. Burada sadece suyun değil doğal çamur ve doğal gazların da sağlık ve tedavi amaçlı tıpta kullanımı giriyor işin içerisine” dedi.

 “Bölümün Kuruluş Temellerini Atatürk Atıyor”

Ülkemizde bu alanda pek çok araştırma ve çalışmalar yürütülüyor. Toplumda yeni ortaya çıkan bir alan olarak bilinse de ülkemizde tarihi çok eskilere dayanmakta.  Bu alanın tıbbi ve akademik anlamda gelişim sürecine dair açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Karagülle, “1938 Atatürk’ün emriyle kuruluyor. Atatürk o dönemde Fransa’da eğitim almış Nihat Reşat Berger’i çağırıyor. Nihat Reşat Berger, o a sırada Fransa’da ünlü bir kaplının direktörlüğünü yürütüyor. Peki neden Nihat Reşat Berger, diye merak edecek olursak. Nihat Reşat Berger, Lozan görüşmelerinde Türk heyetine tercümanlık yapıyor. Atatürk çağırınca da geliyor ve İstanbul üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bu bölümü kuruyor. Ama Atatürk kuruluşunu göremeden vefat ediyor. Bu bölümün kuruluşu 28 Kasım 1938. Altında Cumhurbaşkanı olarak İsmet İnönü’nün imzası vardır fakat kuruluş aşamalarını başlatan Atatürk” dedi.

 Üç Hizmet Aynı Anda Sunuluyor

Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji alanında yürütülen çalışmalara dair değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Karagülle, Tıp Fakültesi içerisinde eğitim, araştırma ve hizmet olmak üzere üç temel üniversite alanında faaliyet gösterdiklerini belirterek  “ Eğitim alanında Tıp Fakültesi mezuniyet öncesi tıp eğitimi çerçevesinde birinci, üçüncü, beşinci ve son dönem öğrencileri gördükleri temel tıp eğitimi çerçevesinde bu eğitimi alıyorlar. Daha sonra da TUS’ta aldıkları başarı puana göre bizde uzmanlık öğrenciliğine başlayıp 3-3.5 yıl süren bir süreçte  Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji uzmanı oluyorlar. İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü içerisinde de anabilim dalıyız. Orada da yüksek lisans ve doktora programlarımız var. Araştırma alanına gelince alanımız doğal faktörlerin belli başlı sağlık amaçlı kullanımları. Ağırlıklı olarak lokomotör sistem hastalıkları, kas eklem hastalıkları ve romatizma hastalıklarda bu yöntemlerin etkinliğini ve etki mekanizmalarını araştırıyoruz. Bu alanda yaygın bir ampirizm söz konusuydu.  Yani insanlar bu yöntemleri geleneksel ve deneysel olarak kullanıyorlar, yararlarını biliyorlardı. Fakat bilimsel yöntemlerle bunlar kanıtlanmamıştı. Yaptığımız araştırmalarla romatizma hastalıklarında bazı kaplıcalardaki tedavi yöntemlerinin etkin olduğunu ve tedavi edici olduğunu gösterdik. Hizmetten söz edecek olursak bu tedavileri SGK kapsamında  hastalarımızda uyguluyor ve hastalarımızı etkili bir şekilde tedavi ediyoruz. Yani sadece ilaç yazmıyoruz. Bu hastalara kaplıca tedavisi, balneoterapi  (termomineral su banyosu), hidroterapi (düz su banyosu) ve peloidoterapi  (tıbbi çamur tedavisi) uygulamaları reçete ediyoruz” ifadelerini kullandı.

 “Hastanın İhtiyacına Uygun Tedavi Uyguluyoruz”

Hastalara yönelik uygulan tedavi süreçleri hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Karagülle,  tedavi sürecinde yalnızca ilaç yazmanın dışında tamamen hastaların ihtiyaçlarına yönelik tedavi uygulandığını dile getirerek “ Polikinliğimize gelen hasta değerlendiriliyor. Bazı hasta tanısı ile geliyor bazı hasta şikayeti ile geliyor. Tanısı konan hastalarda hem ilaç hem de ilaç dışı tedavi uyguluyoruz. Ya bizim bölümümüzde ya da gönderildiği kaplıcada tedavi oluyor. Örneğin bel ağrılı bir hasta geldiğinde ölçümleri yapılıyor. Sonra hasta tedavi altına alınıyor. Tedavi bittiğinde tedavi sonrası ölçümlerini yapıyoruz. Öncesi ve sonrası ölçüm değerleri var elimizde. Bu alanda Türkiye’de 800-900 hastalık bir veri yi yayınladık. Bu hastalara kaplıca tedavisi, balneoterapi, hidroterapi ve peloidoterapi uygulamaları öneriyoruz. Bunu iki türlü yapıyoruz biri Türkiye’deki önemli kaplıca merkezlerine rapor vererek hastaları gönderiyoruz. Orada belirlediğimiz tedaviyi görüyorlar. Bir diğeri bizim fakültemizde Anabilim Dalımızda Hidroklimatolojik Tedavi birimizde tedaviye alıyoruz. Havuz veya küvette hidroterapi ile lokal veya eklemlere çamur paketi uygulamasını kombine uyguluyoruz. Kısacası bizim faaliyetlerimiz bunlar” dedi.

 Doğru Bilinen Yanlışları Değerlendirdi

Bu alanda uygulanan kaplıca tedavisi ve benzeri tedavilerin toplumda alternatif tıp yöntemleri olarak değerlendirilmesinin yanlış bir düşünce olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Karagülle, “Bilimsel tıp alanı bizim alanımız. Geleneksel ya da tamamlayıcı tıp değil. Bulunduğumuz yer üniversite, bilim ve eğitime kurumu. Dünyaya baktığımızda sadece Amerika ve İngiltere’de tıbbın dışında bırakılmış bu yöntemler. Bunun arkasında yatan neden o ülkelerdeki endüstriyel ve ilaç sektörlerinin güçlenmeleri  ve doğal yöntemlerin gelişmesinin bu sektörlerce istenmemesinden kaynaklanır” açıklamasında bulundu. Son olarak bu alanın Türkiye’deki gelişimine dair değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Karagülle, “ Tarihsel bakışla yaklaştığımızda genel olarak tıp alanında muazzam değişimler ve gelişmeler söz konusu. Özellikle bizim alanımıza baktığımızda da hem dünyada hem de ülkemizde önemli bir gelişmenin, ilerlemenin olduğunu görüyoruz. Ve en önemlisi Türkiye olarak bu alandaki bilimsel bilgi üretiminde dünyada ilk beş ülke arasında yer alabilecek durumdayız” diye ifade etti.

Leave A Reply