Yabancı Dile Neden Yabancıyız?

Dicle GÜNGÖR, Nisan Bahar ÖZEL

Ülkemizin başlıca sorunlarından biri olan yabancı dil neredeyse hayatımızın her alanının içinde. Fakat ülkemizde yabancı dili bilen nüfusun, bilmeyen nüfusa oranı sadece yüzde 9. Bu düşük oranları değiştirebilmek adına yabancı dil öğrenimi konusunda nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini, kendimizi nasıl geliştirebileceğimizi İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü Dr. Öğr. Üyesi Arpine Mızıkyan ile konuştuk.

Bu durumun başlıca sebeplerinden biri olarak yabancı dilin ne kadar önemli olduğunu henüz ülke olarak kavrayamamış olduğumuzu belirten Dr. Öğr. Üyesi Mızıkyan, “İnsana küçük yaştan itibaren başka bir dilin öneminin önce aile, ardından okul tarafından öğretilmesi lazım. Aynı zamanda yabancı dilin onların hayatına katacağı hem maddi hem de manevi katkılarının da uygun bir dille anlatılması gerekiyor” sözleriyle yabancı dil eğitimine geç kalınmadan başlanması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Öğr. Üyesi Mızıkıyan, “Artık en basitinden İngilizce bilmeden herhangi bir işe girmeniz mümkün değil. Dil bilenle bilmeyen arasında seçim bile yapılmıyor artık. Dil bilen her zaman bir adım önde başlıyor” ifadelerini kullandı.

“Eğitim Sistemimiz Tek Problem Değil” 

Dil öğrenimi konusunda sıkça bir eksiklik olarak gösterilen eğitim sisteminin tek problem olmayışına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Mızıkyan, “Ben Ermeni bir ailede büyüdüm. Anadilim Ermenice ve bu dili okula başlamadan evvel konuşabiliyor ve anlayabiliyordum. Tek yapamadığım şey Ermenice yazabilmekti. Bunu da okulda öğrendim. Burada demek istediğim anne ve babanın evde yabancı bir dili konuşmaları değil. Olsa ne güzel olurdu ama en azından çocuk okula başlamadan, yabancı dilde birkaç basit kitabı önüne koyup en azından temel kavramları öğrenmesini sağlamak lazım” sözleri ile çocuklarda yabancı bir dile kulak dolgunluğunun olmasının bile dili öğrenmesine büyük katkı sağladığını belirtti.

“Her Şey Dili Öğrenmeye Çalışan Kişide Anlam Kazanıyor”

Dr. Öğr. Üyesi Mızıkyan, ülkemizde yaygın bir yanlış algı olan dil alanında eğitim gören öğrencilerin çoğunun dil konusunda yeterli seviyede olmadıklarına dikkat çekerek, “Çoğu öğrenci ‘biz burada İngilizce öğreneceğiz’ yanılgısıyla bu bölümü seçebiliyor. Böyle bir şey yok. Çünkü biz bölüm olarak dili değil, o dili kullanarak edebiyatını, uygarlığını ve kültürünü öğretiyoruz” sözleriyle herhangi bir yabancı dil alanını seçecek öğrencilere bu yanılgıdan kurtulmalarının gerektiğinin tavsiyesini verdi. İstanbul Üniversitesi’nin, öğrencilere yabancı dil kursu olanağını sağladığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Mızıkyan, ”Bence her şey öğrenene düşüyor. Okul ne yaparsa yapsın belli bir noktadan sonra her şey dili öğrenmeye çalışan kişide anlam kazanıyor” sözleriyle aslında öğrenmenin kişide bittiğini önemle vurguladı.

Yabancı dil öğrenmek için kurs ya da dil merkezine gitme zorunluluğu olmadığına, insanın kendi kendini de geliştirebileceğine inanan Dr.  Öğr. Üyesi Mızıkyan, “Çok çalışmak, dinlemek, izlemek, yüksek sesle evde okuma ve konuşma pratikleri yapmak çok ama çok önemli. Belki ilk başlarda değil ama pratikleri düzenli şekilde uyguladığınız zaman dili yavaş yavaş öğrenmeye başladığınızı görüyorsunuz” sözleri ile bu tarz küçük çalışmaların dil öğrenmeye konusunda beklenenden çok katkı sağladığını da ekledi.
Dr. Öğr. Üyesi Arpine Mızıkyan son olarak, yabancı dil öğreniminin sabır ve emek isteyen bir süreç olduğuna, uzun sürdüğüne ve çokça çaba gerektirdiğine değindi.

Leave A Reply