Haber: Melek Öztürk
Fotoğraf: Asil Beray Epçeli
Editör: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Engellilik ve Sanat Programı İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi Rektörlük Binası’nda gerçekleşti.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Engelliler Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (ENUYGAR) 23. yılına özel olarak 3 Aralık Çarşamba günü düzenlenen “Engellilik ve Sanat” başlıklı etkinlik dizisi; sergi açılışı, konser ve panelden oluşan programla gerçekleşti.

Program saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. İÜ Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ve İÜ ENUYGAR Müdürü Prof. Dr. Ayşe Resa Aydın açılış konuşması yaptı.
Sanatın birleştirici gücüne dikkat çeken Zülfikar, “Sanat, engelliliği ‘engel’ üzerinden tanımlayan dar bakışı kıran, hepimizi aynı bütünde bulaştıran güçlü bir dildir” ifadelerinde bulundu. Aydın ise sanatın görünürlüğü arttırmasının ötesinde adalet, toplumsal dönüşüm ve eşitlik için imkan yarattığını belirtti.
Program “Engellililik ve Sanat” temalı serginin açılışı ve eserlerin incelenmesiyle devam etti. Sergi alanının gezilmesinin ardından görme engelli sanatçılardan oluşan ODEON Oda Korosu’nun İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Mavi Salon’da gerçekleştirdiği konsere geçildi.
Erişilebilirlik ve kapsayıcılık üzerine dikkat çeken konuşmalar
Program, “Sanatın Dönüştürücü Gücü” başlıklı panelle devam etti. ENUYGAR Müdürü Prof. Dr. Ayşe Resa Aydın ve Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sibel Yardımcı’nın oturum başkanlığında gerçekleştirilen panele Cüneyt Karakuş, Tuğçe Arslan ve Eser Epözdemir konuk oldu.

Toplumda artan ayrımcılığa dikkat çeken Karakuş, şunları söyledi:
“Artık insanlar birbirlerini insan olarak değil; yakalı–yakasız, hatta engelli–engelsiz gibi sınıflara ayırmaya başladılar. Doğuştan sonra fizyolojik, fiziksel ya da zihinsel farklılıkları olan bireyler ötekileştiriliyor, görmezden geliniyor. Oysa unutulan çok önemli bir gerçek var: Özünde herkes insandır. Engelin ya da engelsizliğin etkileri, insanın toplumsal hayata, sanata veya yaşama katılmasına gerçekten engel midir? Her insan, var olduğu andan itibaren duyan ve hisseden bir varlık değil midir? Günümüz koşullarında, kelimelerle tanımlamaya çalıştığımız herhangi bir farklılık nedeniyle hiçbir birey; toplumsal hayattan, çalışma hayatından ya da sanat yaşamından ötekileştirilemez, görmezden gelinemez”

Epözdemir, erişilebilirlik kavramının kökenine ilişkin değerlendirmede bulundu. Konuya dair algıya dikkat çeken Epözdemir, şu ifadeleri kullandı:
“Bireyin ilgisinin erişilebilirlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık üzerinde olması şöyle algılanıyor: Belki o kişinin yakınında, hayatında deneyimlediği ya da kendisinin bedensel olarak bir farklılığı var ve bu vesileyle alana ilgi duyuyor. Çoğunlukla böyle olur. Benim hikâyemde de böyle oldu.”
Ailesinde kapsayıcılığa yönelik bir hassasiyet olduğunu ifade eden Epözdemir, çocukluk dönemine ilişkin bir anısını şu sözlerle anlattı:
“Benim ailemde hep kapsayıcılık ilgisi varmış. Yemek yemezmişim. Yine yemek yemediğim bir gün, 2-3 yaşımda, bir teyzem şöyle demişti: ‘Eser bak, yemek yemiyorsun, cüce kalacaksın. Böyle olursan hayat senin için çok zor olur.’ Ben de ona şöyle demiştim: ‘Şimdi niye öyle diyorsun? Cüceler de çok güzel insanlar.’”
Çocuklarda empati kavramının doğru yönlendirildiğinde güçlü bir etki yarattığını vurgulayan Epözdemir, konuşmasını “Empati kavramı çocuklarda çok yüksek; doğru eğitebilirsek çok verimli bir yere götürülebilecek bir konu” sözleriyle tamamladı.



