Haber: Deniz Serhan Özenç
Editör: Melek Öztürk
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Gülme, yalnızca bir duygu boşalımı değil; evrimsel, kültürel ve sosyal bir iletişim biçimi olarak insanlık tarihinin en eski davranışları arasında yer alır. Yayımlanan akademik çalışmalar, bu çok katmanlı eylemin bilimsel ve toplumsal yönlerini ortaya koydu.
Bilimsel araştırmalar, gülmenin yalnızca anlık bir tepkiyle sınırlı kalmadığını; insanın evrimsel geçmişinden kültürel yapısına ve toplumsal ilişkilerine uzanan köklü bir iletişim davranışı olduğunu ortaya koydu. Uzmanlara göre bu kadim eylem, bireyler arası etkileşimde önemli bir rol üstlenirken çok yönlü yapısıyla akademik çalışmaların da odağında yer aldı.
Evrimsel temel: Gülme dil öncesi bir iletişim aracı mı?
Gülmek, insanın en doğal tepkilerinden biri gibi görünse de ardında karmaşık bir evrimsel geçmiş barındırır. Evrimsel psikolojiye göre, gülme dil öncesi dönemde grup içi bağ kurma ve tehdit azaltma amacıyla gelişmiş olabilir. Primatlarda gözlemlenen gülmeye benzer sesli tepkiler, bu davranışın insan öncesi kökenlerine işaret eder.
Hitit Üniversitesi Felsefe Tarihi Ana Bilim Başkanı Doç. Dr. Feyza Ceyhan Coştu, “Gülme Üzerine Bir Deneme: Bergson ve Freud” başlıklı çalışmasında şu ifadelere yer verdi:
“Gülme, insanın doğasında var olan bir tepki değil; toplumsal yaşamın içinde şekillenen ve kültürel olarak kodlanan bir davranıştır”
Bu yaklaşım, gülmenin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kültürel bir evrim geçirdiğini ortaya koydu.
Sosyolojik işlev: Gülme bir toplumsal araç mı?
Gülme, yalnızca eğlence değil; aynı zamanda bir sosyal kontrol mekanizması olarak da işlev görür. Henri Bergson’un gülme kuramı, gülmeyi toplumsal normlara uyumsuzlukların cezalandırılması olarak yorumlarken; Freud, bastırılmış enerjinin boşalımı olarak ele alır.
Fatma Erkek’in “Kahkaha Toplumdan Yana” adlı çalışmasında şu ifadeye yer verilir:
“Gülme, bireyin topluma uyum sağlaması için bir baskı aracıdır. Kahkaha, uyumsuzluğu cezalandırır”
Gülin Öğüt Eker ise “Sosyal Ceza Olarak Gülme” başlıklı makalesinde gülmenin geri bildirim mekanizması olarak işlev gördüğünü savunur. Bu görüşler, gülmenin bireyi topluma entegre eden bir araç olduğunu ifade eder.

Bilimsel inceleme: Gelotoloji ve fizyolojik etkiler
Gülme eylemi, bilimsel olarak gelotoloji adı verilen bir disiplin tarafından incelenir. Bu alan, gülmenin beyindeki limbik sistemle ilişkisini, yüz kaslarının aktivasyonunu ve stres azaltıcı etkilerini araştırır. Gülme sırasında 15’ten fazla kasın çalıştığı, endorfin salgısının arttığı ve bağışıklık sisteminin güçlendiği bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.
Hacettepe Üniversitesinden Prof. Dr. Gülin Öğüt Eker’in çalışmasında şu ifadeye yer verilir:
“Gülme, bireyin davranışlarını toplumsal normlara göre yeniden düzenlemesini sağlayan bir geri bildirim mekanizmasıdır” Bu bulgular, gülmenin hem fizyolojik hem de sosyal bir düzenleyici olduğunu ortaya koydu.
Kültürel kodlar: Gülmenin anlamı coğrafyaya göre değişir
Gülme, farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyan bir arac. Bazı toplumlarda gülmek bir nezaket göstergesi iken, bazılarında alay ya da küçümseme olarak algılananır. Bu da gülmenin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kültürel bir kod olduğunu gösterir.
Hitit Üniversitesi Felsefe Tarihi Ana Bilim Başkanı Doç. Dr. Feyza Ceyhan Coştu’nun çalışmasında bu durumu şu sözlerle ifade etti:
“Gülme rastgele, kendiliğinden, bir duygu boşalımı şeklinde öznel ve psikolojik bir hüviyetle karşımıza çıktığı gibi toplumsal ve politik düzlemlerde de görünür haldedir.”
Gülmek, Bilimsel ve Toplumsal Bir İmza
Yayımlanan akademik çalışmalar, gülmenin evrimsel kökenlerinden toplumsal işlevlerine kadar geniş bir yelpazede ele alındığını gösterdi. Gülme hem bireyin iç dünyasını hem de toplumla olan ilişkisini şekillendiren çok yönlü bir davranış olarak insan olmanın en temel göstergelerinden biri olmaya devam edecek.



