Haber: Melek Öztürk
Osmaniye, (İÜ Haber Merkezi) – Özel gereksinimli çocukların eğitim süreci ve toplumsal entegrasyon ve çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiğini özel eğitim öğretmeni Esma Öztürk İletim Gazetesi’ne anlattı.
Öztürk, özel gereksinimli çocukların yeteneklerinin doğru eğitim yöntemleri, erken müdahale programları ve bireyselleştirilmiş eğitim planları ile en etkin şekilde nasıl geliştirilebileceğini değerlendirdi.
Gerçek entegrasyon bilinçle başlar
Okul ve toplum ortamında özel gereksinimli çocukların daha sağlıklı ve kalıcı biçimde toplumsal yaşama katılım sağlayabilmesi için bilinçlendirme çalışmalarının önemine dikkat çeken Öztürk, yalnızca fiziksel olarak aynı ortamda bulunmanın entegrasyon için yeterli olmadığını belirtti. Öztürk, “Sadece çocuğu sınıfa koymak yetmez. Diğer öğrencilere, öğretmenlere ve velilere ‘farklılıklarla bir arada yaşama’ eğitimi verilmelidir. ‘Engelli’ değil, ‘özel gereksinimli’ olduğu bilinci aşılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

Sınıflarda köprü olacak bir sistem: akran rehberliği
Akran ilişkilerinde karşılaşılan yaygın sorunlara da değinen Öztürk, özel gereksinimli çocukların en sık yaşadığı problemin sosyal dışlanma ve yalnızlaştırılma olduğunu ifade etti. Bu durumun hem akademik başarıyı hem de duygusal gelişimi olumsuz etkilediğini belirten Öztürk, çözüm olarak sınıflarda sistemli bir “akran rehberliği” uygulamasının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Öztürk, “Gönüllü bir arkadaş, özel gereksinimli çocuğa oyunlarda ve derslerde doğal bir köprü olmalıdır” dedi.
Yanlış algılarla mücadele
Özel gereksinimli çocukların eğitim hayatında ve toplumsal yaşamda sıkça yanlış algılarla karşı karşıya kaldığını belirten Öztürk, bu önyargıların çocukların potansiyelini gölgelediğini ifade etti. Toplumda yerleşmiş kalıplaşmış yargıların değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, “Yanlış: ‘Bu çocuk hiçbir şey öğrenemez.’ Doğru: Her çocuk öğrenir, sadece bazılarının yolu daha uzundur veya farklı bir yöntem gerektirir” sözleriyle konuya hangi perspektiften yaklaşılması gerektiğini ortaya koydu.

Eğitimde erken adım güçlü yarınlar
Erken müdahale programlarının özellikle 0–6 yaş aralığındaki çocukların gelişiminde kritik bir rol üstlendiğini belirten Öztürk, bu dönemin zihinsel, dilsel ve sosyal gelişim açısından belirleyici olduğuna dikkat çekti. Söz konusu programların çocuğun öğrenme kapasitesini ve sosyal becerilerini destekleyerek ilerleyen yıllarda daha bağımsız bir yaşam sürmesine katkı sağladığını vurgulayan Öztürk, erken müdahalenin önemine şu sözlerle değindi: “Ağaç yaşken eğilir. Sorun ne kadar erken fark edilip eğitime başlanırsa, çocuğun gelecekte bağımsız bir birey olma şansı o kadar artar. 0-6 yaş arası altın değerindedir”
Standart değil, kişiye özel eğitim
Özel gereksinimli çocuklar için hazırlanan Bireyselleştirilmiş Eğitim Planlarının (BEP) akademik ve sosyal gelişim üzerindeki etkilerine değinen Öztürk, her çocuğun öğrenme hızının, ilgi alanlarının ve ihtiyaçlarının farklı olduğuna dikkat çekti. Standart bir eğitim modelinin her öğrenci için aynı sonucu vermeyeceğini belirten Öztürk, bireysel farklılıkların dikkate alınmasının başarıyı artırdığını ifade etti. Öztürk, “Nasıl ki herkesin ayakkabı numarası farklıysa, eğitimi de farklı olmalıdır. BEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı) çocuğa dar gelen veya bol gelen eğitimi değil, tam üzerine göre dikilmiş bir elbiseyi sunar” şeklinde konuştu.

Sadece okul değil, hayatın her alanı
Özel gereksinimli çocukların potansiyellerini en üst düzeyde ortaya koyabilmeleri için hem eğitim sisteminde hem de toplumsal yaşam alanlarında dönüşüm gerektiğini ifade eden Öztürk, bakış açısının değiştirilmesinin ilk adım olduğunu vurguladı. Çocukların eksik yönlerine odaklanmanın gelişimi sınırlandırdığını belirten Öztürk, “Çocukların ‘yapamadıklarına’ değil, ‘neler yapabildiklerine’ odaklanmalıyız. Eğitim sadece okulda kalmamalı; sokak, park ve market de onlara uygun (erişilebilir) hale gelmeli” sözlerini kaydetti.
Adım adım öğrenme modeli
Hangi eğitim yöntemlerinin daha etkili olduğuna ilişkin gözlemlerini de paylaşan Öztürk, özellikle görselleştirme temelli ve basamaklandırılmış öğretim tekniklerinin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi. Öğrenme sürecinin küçük ve yönetilebilir adımlara bölünmesinin çocukların özgüvenini artırdığını belirten Öztürk, “En başarılı yöntem, görselleştirilmiş ve küçük adımlara bölünmüş yöntemdir. Bir beceriyi (örneğin el yıkama) küçük parçalara ayırıp her adımı resimlerle desteklediğimizde başarı kaçınılmaz olur” dedi.





