Haber: Şevval Olgaç
Fotoğraf: Şevval Olgaç
Editör: Ece Özdemir
(İstanbul,İÜ Haber Merkezi)- İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlenen seminerde Prof. Dr. Kıvanç Çefle, “Nobel Ödülünü Hak Edenler” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.
İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Genetik Bilim Dalı’nda, Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Prof. Dr. Kıvanç Çefle,İstanbul Üniversitesi (İÜ) Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlenen seminerin konuşmacısı oldu.
Nobel Ödülleri’nin Tarihçesi ve İşleyişi
Seminerin açılışında Nobel Ödülleri’nin tarihçesi ve işleyiş süreci ele alındı. Çefle, ödüllerin dinamiti geliştiren İsveçli iş insanı Alfred Nobel’in vasiyeti doğrultusunda verilmeye başlandığını belirtti. Nobel’in, ölümünden sonra nasıl anılacağını sorgulamasının ardından insanlığa en büyük faydayı sağlayan çalışmaları ödüllendirmek amacıyla bu sistemi kurduğunu ifade etti.
Başlangıçta fizik, kimya, fizyoloji veya tıp, edebiyat ve barış kategorilerinde verilen Nobel Ödülleri’ne, 1968 yılında İsveç Merkez Bankası’nın kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla ekonomi alanı da eklendi. Çefle, her bir ödülün en fazla 3 kişi arasında paylaştırılabildiğini ve vefat eden kişilere Nobel Ödülü verilmediğini hatırlattı.
Ödül sürecine ilişkin bilgi veren Çefle, her yıl eylül ayında Nobel Komitesi’nin bir sonraki yıl için adaylık sürecini başlattığını, alanlarında yetkin bilim insanlarından aday önerileri alındığını aktardı. Aday gösterme sürecinin ardından yaklaşık 300 potansiyel isim üzerinden değerlendirme yapıldığını belirten Çefle, tüzük gereği adayların kimliklerinin 50 yıl boyunca gizli tutulduğunu, yalnızca Barış Ödülü adaylarının kamuoyuna açıklandığını ifade etti.
Nobel kazananlarının her yıl ekim ayının başında birkaç güne yayılan bir takvimle ilan edildiğini, ödül töreninin ise her yıl 10 Aralık’ta, Alfred Nobel’in ölüm yıldönümünde Stockholm’de gerçekleştirildiğini belirten Çefle, Barış Ödülü’nün ise Oslo’da verildiğini söyledi.

DNA’nın Keşfi ve Rosalind Franklin Tartışması
Seminerin ikinci bölümünde 20. yüzyıl bilim tarihinin en çarpıcı ve tartışmalı konularından biri olan DNA’nın yapısının keşfi ele alındı ve özellikle İngiliz bilim insanı Rosalind Franklin’in çalışmaları üzerinde duruldu.
Franklin’in X-ışını kırınımı yöntemiyle elde ettiği ve “Fotoğraf 51” olarak bilinen görüntünün, DNA’nın çift sarmal yapısının anlaşılmasında belirleyici rol oynadığını vurgulayan Çefle, Franklin’in ortaya koyduğu yüksek çözünürlüklü verilerin DNA’nın helikal yapısını ve temel boyutlarını netleştirdiğini; ancak bu verilerin, kendisinin açık onayı olmadan James Watson ve Francis Crick tarafından geliştirilen model çalışmalarında kullanıldığı yönündeki tartışmalara değindi. 1953 yılında Nature dergisinde yayımlanan makalelerle çift sarmal model bilim dünyasına sunulurken, Franklin’in deneysel katkılarının yeterince görünür olmadığı ve bilim tarihindeki yerinin uzun süre tartışma konusu olduğunu ifade etti. 1962 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü, Watson ve Crick’in yanı sıra Maurice Wilkins’e verildiğini, Franklin’in ise 1958 yılında, henüz 37 yaşındayken yaşamını yitirdiğini ve Nobel Ödülü’nün ölüm sonrası verilmemesi kuralı nedeniyle ödüle aday olamadığını hatırlattı.
Çefle, Rosalind Franklin vakasının Nobel Ödülleri tarihindeki en tartışmalı konulardan biri olduğunu ve bu durumun kendisini de etkilediğini belirterek konuşmasını tamamladı.





