Haber: Ebrar Süeda Ünalan
Editör: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Çocukların suça yöneliminin arkasında aile içi dinamikler, akran baskısı ve şiddet içerikli dijital yayınlar gibi birçok etken bulunuyor. Uzmanlar, erken müdahale, psikolojik destek ve okullarda etkin rehberlik hizmetlerinin önemine dikkat çekiyor.
Erken yaşta suça yönelimde yaşanan artışın arka planındaki psikolojik etkenleri değerlendiren İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Öğr. Gör. Betül Demir ile konunun hukuki boyutunu ve yasal çerçevesini ele alan Avukat Mustafa Doğan, problemin kaynağına ve çözüm süreçlerine dair görüşlerini İletim Gazetesi’ne anlattı.
Türk hukukunda çocuk hakları koruması
Her akran zorbalığının veya şiddet barındıran dijital içeriğin kendiliğinden suç oluşturmadığını belirten Avukat Doğan, olayın özelliklerinin ve kanuni unsurlarının değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türk hukukunda çocukları şiddetten korumaya ve şiddet içeren davranışlarla mücadele etmeye yönelik çeşitli düzenlemeler olduğundan bahseden Doğan, sözlerine şöyle devam etti:

“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında, olayın niteliğine göre kasten yaralama, tehdit ve hakaret gibi suçlara ilişkin hükümler uygulanabilir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, korunma ihtiyacı bulunan çocuklara yönelik danışmanlık, eğitim ve sağlık gibi koruyucu ve destekleyici tedbirler öngörmektedir. İnternet ortamındaki yayınlar bakımından ise 5651 sayılı Kanun kapsamında, kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesi hâlinde hukuki müdahale mekanizmaları bulunmaktadır.”
Suçun şahsiliği ve aile faktörü
Ailenin çocuğu yetiştirme, eğitme ve gözetme sorumluluğu olduğunu anlatan Doğan, “Türk Medeni Kanunu’nun 339 ve devamı maddeleri kapsamında velayet görevleri ile özellikle 340. maddede düzenlenen eğitim yükümlülüğü, bu konuda önemli bir hukuki çerçeve oluşturmaktadır” dedi.
Her şiddet olayında aileyi sorumlu tutmayı doğru bulmadığını aktaran Doğan, “Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince, aile büyüklerinin sırf çocuklarının eylemi nedeniyle cezai sorumluluk altında tutulmasını doğru bulmuyorum. Ceza sorumluluğu kişinin kendi fiili ve kanuni sorumluluk koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir” sözlerini kullandı.
Çocukların özellikle yaptıklarının karşılığını almayan kişileri örnek alabildiğini düşündüğünden bahseden Doğan, “Burada üzerinde durulması gereken temel mesele, çocukların yalnızca çevrelerinde gördükleri davranışları taklit etmeleri değil, bu davranışlardan nasıl sonuçlar çıkardıklarıdır” ifadelerini kullandı.
Çocuklarda gizli tehlike: Psikolojik şiddet
Psikolojik şiddetin geniş kapsamlı olduğundan bahseden Doğan, değerlendirirken yalnızca tek bir söze veya davranışa değil, olayların bütününe, tekrar edip etmediğine ve çocuk üzerindeki etkilerine bakılması gerektiğini aktardı. Doğan, “Hukuki yaptırımlar gerekli olduğunda uygulanmalı ancak çocuğun yaşadığı zarar ağırlaşmadan önce müdahale edilmesine de aynı ölçüde önem verilmelidir” dedi.
Bir yetişkinin önemsemeyebileceği bir davranışın bir çocuğun üzerinde çok daha ağır etkiler bırakabileceğini belirten Doğan, “Psikolojik şiddet bazen açık bir tehdit veya hakaret şeklinde değil; sürekli aşağılama, dışlama, küçük düşürme ya da bir çocuğu sistematik biçimde hedef hâline getirme şeklinde ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı.
Çocuklara yönelik psikolojik şiddet bakımından mevcut düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve gerekli görülen durumlarda hukuki korumanın kapsamının genişletilmesi gerektiğini söyleyen Doğan, “Özellikle hakaret ve tehdit gibi suçların uygulanmasında çocukların içinde bulunduğu durumun, davranışların tekrarlanmasının ve olayların bütünüyle çocuk üzerindeki etkilerinin dikkate alınması değerlendirilebilir” diye konuştu.
Okullarda erken uyarı sistemi ve hukuk okuryazarlığı
Şiddet olayları okullarda yaşanmadan önce riskleri belirleyebilecek etkili bir erken uyarı sisteminin bulunmasını gerekli gördüğünü söyleyen Doğan, yalnızca yeni bir birim veya kriz masası oluşturmanın yeterli olmayacağını düşündüğünü aktardı.
Asıl önemli olanın mevcut mekanizmaların gerçekten çalışması ve fark edilen risklere zamanında müdahale edilmesi olduğunu vurgulayan Doğan, “Millî Eğitim Bakanlığı’nın Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında da öğrencilerin gelişimsel ihtiyaçlarının değerlendirilmesi, önleyici çalışmalar yürütülmesi ve ilgili paydaşlar arasında iş birliği sağlanması önem taşımaktadır. Rehberlik servisleri, şiddet ve zorbalık risklerinin erken tespit edilmesinde ve öğrencilerin sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirmesinde aktif rol üstlenmelidir” sözlerini kaydetti.
Hukuki okuryazarlığı yalnızca çocuklara suçları ve cezaları anlatmak şeklinde değerlendirmediğini anlatan Doğan, “Çocukların hukuku anlaması kadar, başkalarının haklarına neden saygı göstermeleri gerektiğini kavramaları da önemlidir” dedi.

Çocuklarda suça yönelimin psikolojik altyapısı
Çocuklarda şiddet ve suç davranışının tek bir nedene bağlanamayacağını vurgulayan Öğr. Gör. Demir, biyolojik yatkınlık, aile içi dinamikler ve çevresel faktörlerin birbirini sürekli besleyen bir etkileşim içinde olduğunu belirtti. Genetik ya da biyolojik yatkınlığın, bir hassasiyet zemini oluşturduğunu ifade eden Demir, “Bu zemin, çocuğun yaşadığı ortamla birleştiğinde anlam kazanır” dedi.
Erken uyarı işaretlerine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Demir, ilk bakılması gereken hususların davranışların sıklığı, yoğunluğu ve süresi olduğunu vurguladı. Her çocuğun zaman zaman öfkelenebileceğini belirten Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öfke nöbetlerinin yaşa uygun olmayan biçimde sürmesi, hayvanlara veya kardeşlere zarar verme, empati eksikliği, yaptığı davranıştan pişmanlık duymama, kurallara sürekli karşı gelme, sık sık yalan söyleme ve başkalarını suçlama bu işaretler arasındadır. Ayrıca çocuğun yoğun bir şekilde içine kapanması, akranlarından dışlanması, şiddet içerikli oyun ve temaların oyunlarına ya da çizimlerine sürekli yansıması da önemlidir.”

Ekranda sıradanlaşan şiddet
Sosyal medya algoritmalarının çocukları ekranda tutmak adına sarsıcı ve şiddet içeren içerikleri öne çıkardığını belirten Demir; bu durumun en tehlikeli sonucunun, duyarsızlaşma olduğunu söyledi. Sürekli şiddet görüntüsüne maruz kalan bir çocuğun başkasının acısına verdiği duygusal tepkiyi zamanla kaybedebileceğini ve şiddetin sıradanlaşacabileceğini vurgulayan Demir, “Beğeni ve takipçi kültürü, çocuğu, çatışmayı konuşarak çözmek yerine dikkat çekmeye, alay etmeye ya da sert tepkiler vermeye yönlendirebiliyor. Bu nedenle yalnızca yasaklamak değil, dijital okuryazarlık kazandırmak, içerik üzerine çocukla birlikte konuşmak ve yaşa uygun denetim sağlamak gerekiyor.”
Ergenlikte reddedilme korkusu ve sürü psikolojisi
Ergenliğin, kimliğin şekillendiği ve çocuğun ailesinden akranlarına doğru yöneldiği bir dönem olduğunu anlatan Demir, “Statü arayışı ve akran onayını kaybetme korkusu, grubun beklentilerine uymayı bireysel değerlerin önüne geçirebilir. Sürü psikolojisi tam da burada devreye girer” ifadelerini kullandı. Demir, Burada asıl itici gücün redddedilme korkusu olduğunu söyledi. Demir, bu süreçte çocuğu yalnızca cezalandırmak yerine; gruptan bağımsız karar verebilme, hayır diyebilme ve grup baskısına karşı durabilme becerilerinin geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
Onarıcı yaklaşım ve önleyici tedbirler
Şiddet davranışında yalnızca cezaya odaklanmanın sorunun kök nedenini çözmediğini belirten Demir, adaletsiz hissettiren cezaların çocukta öfke ve değersizlik duygusunu artırabileceğini söyledi. “Damgalanan çocuk kendini ‘kötü çocuk’ olarak görüp bu davranışı pekiştirebilir” diyen Demir, sınırların net, saygılı ve öğretici olması gerektiğinin altını çizdi.
Önleyici adımlar için ebeveynlerin güvene dayalı iletişim ve doğru modellik sunması gerektiğini ifade eden Demir, okulların rehberlik hizmetlerini etkinleştirip zorbalığa karşı net protokoller uygulamasının şart olduğunu belirtti. Rehabilite edici anlayışın önemine değinen Demir, temel hedefin kriz yaşanmadan önce müdahale etmek ve çocuğa hatasını onarma fırsatı vererek onu topluma kazandırmak olduğunu vurguladı.
Erken müdahalede aile merkezli dönüşüm
Çocukluk ve erken ergenliğin beynin ve kişiliğin şekillendiği bir dönem olduğunu belirten Demir, kronikleşen şiddet davranışlarında psikolojik desteğin erken yaşta büyük yarar sağladığını söyledi. Sürecin kesin bir iyileşme garantisinden ziyade duygu ve dürtü yönetimini güçlendirmeyi amaçladığını ifade eden Demir, bunun uzun soluklu ve kararlı bir yaklaşımla mümkün olabileceğini vurguladı.
Sürecin kalıcı olabilmesinde ebeveynlerin kendi davranış modellerini dönüştürmesinin belirleyici olduğunu kaydeden Demir, “Çocuk tedavi odasında yeni beceriler öğrenir; ancak eve döndüğünde tutarsız ve cezalandırıcı bir ortamla karşılaşırsa kazanımlar kalıcı olmaz. Bu yüzden ebeveynlerin suçlanması yerine desteklenmesi ve değişime ortak edilmesi gerekir. Çocuğun iyileşmesi, büyük ölçüde onu çevreleyen yetişkinlerin de değişebilmesine bağlıdır” sözlerini kaydetti.
