Muhabir: Telli Demet Kirlibal
Fotoğraf: Merve Kutan
Editör: Melek Öztürk
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi unvanına sahip ebru ustası Hikmet Barutçugil, 53 yıllık sanat yolculuğunu, Barut ebrusu ekolünün doğuşunu, dünyadaki ulusal mücadeleyi ve ebru sanatının felsefesini İletim Gazetesi’ne anlattı.
UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi unvanıyla tanınan ebru sanatçısı Barutçugil, yarım asrı aşan sanat serüvenini ve ebru sanatının düşünsel boyutunu İletim Gazetesi’ne değerlendirdi.
Ebru sanatıyla tanışma
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde hat hocası Emin Barın’ın yönlendirmesiyle ebru sanatına adım attığını belirten Hikmet Barutçugil, “1973 yılında hocam Emin Barın’ın bizi Süleymaniye Kütüphanesi’ne gönderdi. Eski hatları incelerken kenarlarındaki o gizemli güzelliği fark ettim. Hocama sorduğumda ‘O ebrudur’ dedi ve o an bir aşk gönlüme düştü” ifadelerini kullandı.
O dönemde batılılaşma politikaları nedeniyle geleneksel sanatların göz ardı edildiğini aktaran Barutçugil, Mustafa Düzgünman dışında bu sanatla ciddi uğraşan kimsenin bulunmadığını kaydetti. Deneme yanılma yöntemiyle çalışmalarına başladığını ifade eden Barutçugil, kaynak yetersizliğine rağmen vazgeçmediğini dile getirdi.
Deneme yanılma yılları
Ebru sanatına dair tarihte yazılı kaynağın neredeyse bulunmadığını vurgulayan Barutçugil, “Tarihimizde 1608 tarihli ‘Tertib-i Risale-i Ebri’ isimli iki buçuk sayfalık el yazması dışında bilgi yoktu; o da işi bilenlere tavsiye niteliğindeydi. Fırçanın, boyanın ve teknenin nasıl yapılacağı yazmıyordu” ifadelerinde bulundu. Deneme yanılma yoluyla yaptığı tüm çalışmaları not aldığını söyleyen Barutçugil 17 yılın sonunda 1999’da ‘Ebru Nasıl Yapılır’ kitabını yayımladığını ve bilginin paylaştıkça bereketinin arttığını aktardı.
Doğanın akışından dünya literatürüne: Barut Ebrusu
Deneme yanılma çalışmaları sırasında su yüzeyinde farklı doğal şekillerin ortaya çıktığını ifade eden Barutçugil, “Mayıs 1975 tarihli Bilim Teknik Dergisi’nin kapağındaki ‘Denizler Kirleniyor’ fotoğrafı benim ebrularıma çok benziyordu. Bu desenlerin tabiatta, mermerlerde ve magma patlamalarındaki metal oksitlerde var olduğunu fark ettim” dedi.
Hikmet Barutçugil 1987 yılında İngiltere’deki Royal College of Art’ın 250. kuruluş yıl dönümü sergisine davet edildiğini ve ‘Barut Ebrusu’ isminin orada ortaya çıktığını şu sözlerle anlattı: “Ünlü kuratör Rose Issa sergimi gezip bir yazı yazdı ve ‘Barut Ebrusu’ adını kullandı. O isim anası oldu ondan sonra da ‘Barut Ebrusu’ şeklinde anıldı.”

Barut Ebrusu, geleneksel ebrudaki belirgin motif sınırlarının aksine renk katmanlarının üst üste bindiği, geçişli ve derinlikli yapısıyla ebruyu soyut bir resim yüzeyine dönüştürmesiyle biliniyor.
Dünyaya yayılan Türk sanatı
Ebru sanatının dünyadaki ulusal mücadelesine değinen Barutçugil, “1992’de Amerika’daki Uluslararası Ebrucular Toplantısı’na katılan 302 kişi arasında tek Türk bendim. Zamanında bu sanata ‘Türk kâğıdı’, sonra ‘mermer kâğıdı’, hatta İtalya’da gelişince ‘İtalyan kâğıdı’ dediler. 40 yıldır verdiğim mücadele sayesinde bugün Kanada’dan Japonya’ya, Avustralya’dan Arjantin’e kadar dünya bu sanata ‘Ebru’ diyor. Uluslararası olmak istiyorsak önce ulusal olmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
Büyüleyici güzellik: Efsun Çiçeği
Ebru tarihinde ilk defa üç boyutlu bir görüntü sunan Efsun çiçeğinin doğuş hikâyesini paylaşan Barutçugil, “Ebristan atölyemizde gece geç saatlerde çalışırken eşim Füsun elinde bir çayla yanıma geldi. Sohbet ederken çayın tekneye dökülmesiyle üç boyutlu bir ebru formu ortaya çıktı. İlhamı eşimden aldığım için ‘büyüleyici güzellik’ anlamına gelen ve onun adıyla aynı kökten türeyen ‘Efsun Çiçeği’ adını verdim” dedi.
Daha sonra bu formun çok fazla taklit edildiğini kaydeden Barutçugil, bir sanatın başarısının tebrik veya ödül değil taklit edilmek olduğunu dile getirerek “Taklit ediliyorsanız o sanat yerine oturmuş demektir” ifadelerini kullandı.
“Güneşe arkanı dönecek olursan gölgenin peşinde koşarsın”
UNESCO tarafından 2012 yılında ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ tescili almasının kendisine bir sorumluluk yüklediğini belirten Barutçugil, yaptığı eserleri beğenmediğini hep daha iyisini yapmaya çalıştığını dile getirdi. Sanattaki ego tehlikesine dikkat çeken Barutçugil, “Şan, şöhret, para ve ego peşinde koşmak güneşe arkanı dönüp gölgenin peşinden koşmaya benzer. Güneşe yani ışığa, erdemli olana ve ilahi güzelliğe yüzünü dönersen gölgen zaten senin peşinden gelir. Necip Fazıl’ın dediği gibi: ‘Anladım işi, sanat Hakk’ı aramakmış’ Sanatın amacı Yaradan’a yaklaşmaktır” ifadelerini kullandı.
Gönülden gönüle kurulan bağ
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 35 yıldır ders veren Barutçugil, talebelerine öğreteceği şeyi önce sevdirmeye çalıştığını vurguladı. “Çocuk severse zaten öğrenir. Bir hocanın vazifesi iz bırakmaktır” diyen Barutçugil gönülden gönüle bir sevgi bağı kurulduğunda bilgi ve feyizin kendiliğinden akacağını ifade etti.
Suyun hafızası İstanbul’da yaşıyor
Hikmet Barutçugil, İstanbul’un tarihi ve mimari mirasını suyun büyüleyici dünyasıyla buluşturduğu “Ebristanbul / Suyun Hafızasında İstanbul” başlıklı son kişisel sergisini de Beşiktaş’taki tarihi Gazi Osman Paşa Yalısı’nda sanatseverlerle buluşturdu. Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) ev sahipliğinde ve Aslıhan Umar’ın sanat direktörlüğünde açılan sergide, Barutçugil’in İstanbul’un simge mekânlarını Barut Ebrusu üzerine resmettiği 47 özel eseri yer alıyor. İstanbul’un hafızasını Boğaz’ın ve suların derinliklerinde arayan sergi, 13 Kasım 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek.




