Haber: Kübra Mısıroğlu
Editör: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Türkiye’de sağlık harcamaları son 5 yılda nominal olarak güçlü bir artış gösterdi.
Türkiye’de sağlık harcamaları son 5 yılda nominal olarak güçlü bir artış gösterdi ancak aynı dönemde bin kişiye düşen hekim sayısı, uluslararası karşılaştırmalarda en sık başvurulan kaynaklardan biri olan ve Türkiye’nin de kurucu üyelerinden olduğu Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamasının altında kalmaya belirgin şekilde devam etti. Sağlığa ayrılan bütçe büyürken, insan kaynağı kapasitesinin de aynı hızda artıp artmadığı konusu merak ediliyor.
Nominal artış, rakamın enflasyon hesaba katılmadan büyümesi anlamına geliyor. Yani bütçe kalemleri kâğıt üzerinde artarken, bu artışın gerçek alım gücüne ve hizmet kapasitesine ne ölçüde yansıdığı ayrıca değerlendirilmek zorunda. Bu nedenle yalnızca toplam harcamanın yükselmesi, sistemin aynı oranda güçlendiği anlamına gelmiyor.
Sağlık harcamalarında Türkiye son sırada
OECD ülkelerinde kişi başına düşen cari sağlık harcamalarına bakıldığında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 13 bin 818 dolar ile birinci sırada yer alırken, Türkiye 2 bin 103 dolar ile sondan dördüncü sırada yer aldı. ABD’yi sırasıyla İsviçre, Norveç, Almanya ve Avusturya takip etti. OECD ortalaması ise 5 bin 477 dolar olarak belirlendi.
Cari sağlık harcamalarının Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payına bakıldığında ABD yüzde 16,7 ile yine birinci sırada yer alırken, Türkiye yüzde 4,3 ile son sırada yer aldı. OECD ortalaması ise yüzde 9,1 olarak belirlendi.

İlaç harcamalarının büyüklüğü
Türkiye İlaç Sektörü 2025 Raporu’na göre ilaç harcamaları toplam sağlık harcamalarının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Kişi başına düşen ilaç satışına bakıldığında ABD 2 bin 415 dolar ile sıranın birinci sırasında yer alırken, Türkiye 131 dolar ile sondan ikinci sırada yer aldı. ABD’yi sırasıyla İsviçre, Kanada, Almanya ve Avusturya takip etti. OECD ortalaması ise 570 dolar oldu.
Bu harcamaların GSYH içindeki oranına bakıldığında ABD yüzde 2,8 ile birinci sırada yer alırken onu Yunanistan, İspanya, İtalya ve Portekiz takip etti. Türkiye ise yüzde 0,9 ile otuzuncu yani sondan sekizinci sırada yer alarak yüzde 1,3 olan OECD ortalamasının altında kaldı.
Burada dikkat çeken unsur reel büyüme ile nominal büyüme arasındaki fark. Kur artışı, referans fiyat sistemi ve enflasyon etkisi nedeniyle harcama rakamları yükselirken, bu artışın hizmet kapasitesine birebir yansımadığı belirtiliyor. Özellikle ithal ilaç bağımlılığı, maliyet baskısını artıran unsurlar arasında yer alıyor. Bu durum, “Harcama artışı sistem genişliyor mu, yoksa maliyet mi artıyor?” sorusunu gündeme getiriyor.

İlaç harcama finansmanı
İlaç harcamaları finansmanına bakıldığında kamu oranı çokluğu açısından listenin ilk sırasında yüzde 83,3 ile Fransa yer aldı. Onu sırasıyla Almanya ve İrlanda takip etti. OECD Türkiye’ye ait bir veri paylaşmadı ancak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2000-2023 yıllarını kapsayan istatistikte ise kamu oranı 2000 yılında yüzde 62,8 iken kamu oranının en yüksek olduğu yıl yüzde 80,4 ile 2009 oldu. Korona dönemi olan 2020, 2021 ve 2022’de ise kamu oranı sırasıyla yüzde 78, yüzde 75,6 ve yüzde 70,5 oldu.

Bin kişiye kaç hekim düşüyor?
Sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinde bütçe kadar önemli bir diğer unsur insan kaynağı. Bin kişiye düşen hekim sayısı Avrupa ülkelerinde 2 ila 6 iken OECD ortalaması 3,9 oldu. Türkiye bin kişiye düşen hekim sayısında 2,4 ile listenin sonunda yer alırken, sıranın başında 6,6 ile Yunanistan, 5,8 ile Portekiz ve 5,7 ile Avusturya yer aldı. Bu tablo, Türkiye’nin OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 40 altında kaldığını gösteriyor. Yunanistan ise OECD ortalamasının da üzerinde bir hekim yoğunluğuna sahip.
Bu fark yalnızca sayısal değil; iş yükü ve hizmet kalitesi açısından da belirleyici. Türkiye’de hekim başına düşen hasta sayısı OECD ortalamasının oldukça üzerinde.

Türkiye’de hekim başına düşen hasta sayısının yüksek olması, özellikle kamu hastanelerinde iş yükünü artıran unsurlar arasında sayılıyor. Hekim yoğunluğunun düşük olduğu sistemlerde muayene süreleri kısalarak randevu süreleri uzuyor ve personel üzerindeki baskı artış gösteriyor. Bu durum yalnızca çalışan memnuniyetini değil, hizmet kalitesini de doğrudan etkileyebilir.
Beyin göçü eğilimi
Son yıllarda hekimlerin yurt dışına yönelme eğilimi, sağlık sisteminin insan kaynağı boyutunda ayrı bir başlık olarak öne çıkıyor. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) verilerine göre 2024’te yurt dışında çalışmak için 2 bin 692 hekim “İyi Hal Belgesi” aldı. Bu belge yurt dışında doktorluk yapmak isteyenlerin başvurduğu mesleki sicil belgesi olarak kabul ediliyor. 2020’de bu sayı 931 iken, 2023’te 3 bin 25’e kadar çıkmıştı. Bu büyük artış hekim göçü eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Çalışma koşulları, iş yükü, ekonomik beklentiler ve mesleki güvenlik gibi faktörler göç kararında etkili oldu.

Sürdürülebilirlik sorusu
Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde iki yönlü bir tablo ortaya çıkıyor. Bir yandan sağlık harcamaları arttı, ilaç ve hizmet kalemleri büyüdü; diğer yandan kişi başı harcama ve hekim yoğunluğu açısından Türkiye OECD ortalamasının gerisinde kaldı. Artan bütçenin sistemin yapısal sorunlarını ne ölçüde çözdüğü sorusu bu noktada önem kazandı.
Türkiye’de sağlık bütçesi artmaya devam ediyor. Ancak kişi başı harcama OECD ortalamasının üçte biri düzeyinde kaldı; bin kişiye düşen hekim sayısı ise OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 40 altında seyretti. Bu iki veri birlikte değerlendirildiğinde, sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından yapısal sorular gündeme geldi.
Türkiye sağlık sistemi için “Artan harcamalar insan kaynağı kapasitesini güçlendirebildi mi? Bütçe büyürken hizmet kalitesi ve erişim dengesi korunabildi mi?” gibi soruların tartışması sürüyor. Türkiye sağlık sistemi 2025 itibarıyla büyüyen bir finansal hacme sahip oldu; ancak uluslararası karşılaştırmalar insan kaynağı ve kişi başı harcama düzeyinde hâlâ önemli bir mesafe bulunduğunu gösterdi.





