Haber: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Dijital dünyada nezaket ve etik kuralları olarak tanımlanan ‘netiket’, bireylerin dijital kimliklerini ve profesyonel itibarlarını şekillendiren en temel unsur haline geldi.
Dijital ortamdaki davranış adabı netiket olarak tanımlanıyor. Yüz yüze iletişimde nasıl bir saygı, nezaket ve sınır bilinci varsa; e-posta, sosyal medya, çevrim içi toplantılar ve mesajlaşma platformlarında da aynı bilinçle hareket edebilme becerisi netiket olarak adlandırılıyor. Stratejik İletişim, Marka ve Eğitim Danışmanı Gülten Karaca Çoban, netiketin inceliklerini İletim Gazetesi’ne anlattı.

Bir dijital kimlik inşası: Netiket
Geleneksel iletişimin çoğu zaman anlık ve sınırlı bir etki alanına sahip olduğunu belirten Çoban, dijital iletişimin kayıt altında olduğunu, çoğaltılabildiğini ve bağlamından koparılarak yeniden dolaşıma girebileceğini söyledi.
Bu nedenle netiketin itibar yönetimi ve dijital kimlik inşası olduğunu vurgulayan Çoban, “Netiket, dijital öz denetim becerisidir. Düşünmeden yazmak kolay, düzeltmek ise zordur” dedi.

Dijital iletişimin üç büyük yanılsaması
İnsanların gerçek hayatta söyleyemedikleri şeyleri dijital dünyada daha rahat söyleyebildiğini ifade eden Çoban; dijital ortamdaki mesafe, anonimlik ve sonuçsuzluk yanılsamalarına dikkat çekti.
Mesafe yanılsaması için dijital ortamdaki ekranın duygusal bir filtre işlevi gördüğünü söyleyen Çoban, “Karşı tarafın kırıldığını ya da rahatsız olduğunu anında görmediğimiz için, sözün etkisini de yeterince tartamayabiliriz” ifadesini kullandı.
Dijital ortamdaki anonimlik yanılsaması hakkında konuşan Çoban, “Kişi gerçek kimliğiyle var olsa bile, fiziksel bir ortamda olmamanın verdiği güvenle daha cesur hatta hoyrat davranabilir” sözlerini kullandı. Klavyenin arkasındaki cesareti bir esaret olarak tanımlayan Çoban, dijital cesaretin yerine dijital sorumluluğu koymak gerektiğine vurgu yaptı.
Sanal mecrada yazılan bir yorumun ya da atılan bir mesajın ciddi bir karşılığı olmayacağının düşünülmesinin sonuçsuzluk yanılsaması olduğunu anlatan Çoban, bu düşüncenin aksine dijital ortamın kayıt tuttuğunu, çoğalttığını ve kalıcılaştırdığını ifade etti.

Klavyenin gölgesinde linç kültürü
Netiketin aksine linç kültürünün; hız, öfke ve toplu yargı refleksiyle hareket edilmesine neden olduğunu söyleyen Çoban, linç kültüründeki amacın kişinin itibarını zedelemek, onu itibarsızlaştırmak ve sosyal olarak dışlamak olduğunu söyledi.
Eleştiri ile dijital zorbalık arasındaki ince çizginin niyet, odak ve üsluptan geçtiğini vurgulayan Çoban, “Eleştirel düşünmek bir erdemdir ancak eleştiriyi insan onurunu zedelemeden ifade edebilmenin bir iletişim olgunluğu olduğunu hatırlatmak isterim” dedi.
Dijital öz denetim rehberi
Dijital iletişimde ses tonu ve mimik olmadığı için yanlış anlaşılmaların oldukça sık yaşandığını hatırlatan Çoban, şu önerilerde bulundu:
“Mesajınızı göndermeden önce tekrar okuyun ve karşı tarafın niyeti bilmediğini varsayın. Sonra da kendinize ‘Bu mesaj yanlış bir tona çekilebilir mi? Kısa ve net olmak isterken sertleşmiş olabilir miyim? Karşı taraf bunu okuduğunda nasıl hisseder?’ sorularını sorun. Bir diğer önemli nokta da anlık duyguyla yazmamak. Duygusal yoğunluk varsa, mesajı ‘taslakta bekletmek’ güçlü bir öz denetim aracıdır.”

Profesyonel hayatı tehdit eden hatalar
Çoban, en sık karşılaşılan netiket hatalarını; düşünmeden ve hızlı verilen tepkiler, gereksiz CC (Birine e-postada CC göndermek, ona bir kopya göndermek demektir) ve toplu yanıt kültürü, üslup belirsizliği ile aşırı kısa mesajlar, çevrim içi toplantı disiplinsizliği ve dijital iz farkındalığının eksikliği olarak sıraladı.
Bu hataların hız ve farkındalık eksikliğinden kaynaklandığını anlatan Çoban, “İyi bir iletişim profesyoneli yalnızca doğru mesajı üretmez, o mesajı doğru tonda ve doğru bağlamda iletir” diyerek mesajın içeriği kadar sunuluş biçiminin de kritik olduğuna dikkat çekti.
Ekranın duygusal katmanı
Sanal iletişimde büyük harfler, emojiler ve sticker’ların yazının eksik bıraktığı duygusal katmanı tamamlamaya çalışan araçlar olduğunu söyleyen Çoban, bu görsel unsurları ‘duygu aktarımı’ ifadesiyle tanımlayarak “İnsan beyni sembolleri yalnızca görsel olarak değil, sosyal sinyal olarak da işler” ifadesini kullandı.
Büyük harf kullanımının dijital kültürde bağırmayla eşleştirildiğini aktaran Çoban, bu kullanımın okuyan kişide gerilim, sertlik ya da baskı hissi yaratabileceğini söyledi. Emoji ve sticker’larınsa dijital ortamın mikro mimikleri olduğunu ifade eden Çoban, emojinin niyeti netleştirdiğini, tonu yumuşattığını ya da güçlendirdiğini anlattı.
Görsel unsurların kullanımında dengenin önemini “Beden dili nasıl ölçülü kullanılmalıysa, dijital beden dilinin de aynı bilinçle yönetilmesi görüşündeyim” ifadesiyle belirten Çoban, görsel unsurların mesajın önüne geçmemesi hususunda uyarıda bulundu.

Sürekli erişilebilirlik çıkmazı
‘Görüldü atmak’ ve ‘ghosting’ hakkında konuşan Çoban, “İletişimi kesme biçimi, en az iletişimin kendisi kadar etik bir tercihtir” dedi.
Bir mesaja bilinçli şekilde yanıt vermemenin belirsizlik ve değersizlik algısı yarattığını belirten Çoban, bunun güven ve saygı zeminini zedelediğini aktardı. Diğer yandan her mesaja mutlaka cevap verme zorunluluğunun da sağlıklı olmadığını söyleyen Çoban, dijital çağda sürekli erişilebilir olma beklentisinin, bireysel sınırları aşındırdığını ifade etti.
Tehdit durumlarında engellemenin meşru bir hak olduğunu ancak profesyonel zeminde gerekçesiz bir biçimde iletişimi kesmenin etik bir hata olduğunu ifade eden Çoban, dijital ortamda sınır koyma ile hesap verebilir iletişim arasındaki ince çizgiye dikkat çekti.




