Haber: Ece Özdemir
Fotoğraf: Sena Sandıkçı
Editör: Sena Sandıkçı
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Milli Savunma Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Türk Tarih Kurumu Asli Üyesi Prof. Dr. Erhan Afyoncu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde düzenlenen söyleşide öğrencilerle bir araya geldi.
Prof. Dr. Erhan Afyoncu İstanbul Üniversitesi öğrencilerle söyleşi gerçekleştirdi.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ile Tarih ve Kültür Kulübü ortaklığında, akademik yılın son etkinliği olarak düzenlenen söyleşiye Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu konuk oldu. Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Kadıoğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayan ve yoğun katılımın gözlendiği etkinlikte Prof. Dr. Afyoncu, kendi akademik hayatından kesitler sunarak Türk tarihçiliği, Osmanlı arşiv çalışmaları, popüler tarih yazıcılığı ve günümüzün güncel meseleleri hakkında öğrencilerin sorularını yanıtladı.

Edebiyat fakültesinde dönemin son etkinliği
Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Kadıoğlu, fakültenin köklü geçmişine dikkat çekerek, “Türkiye’nin ilk edebiyat fakültesi olarak bugün 41 diploma programı ve yaklaşık 15 bin öğrencimizle bilimsel ve kültürel faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Tarih Bölümü, fakültemizin dört kurucu bölümünden biridir ve kuruluşundan bu yana faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir. Güçlü kadrosuyla Türkiye’de tarihçiliğin hem içerik hem de yöntem açısından şekillenmesine, milli bir bakış ve objektif bir yaklaşımla öncülük etmiştir. Dönemin son etkinliğinde, Osmanlı tarihinin çok kıymetli ismi Profesör Doktor Erhan Afyoncu’yu ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz” sözlerini kullandı.
Türkiye’deki tarihçilik ekolleri

Dekan Kadıoğlu’nun ardından kürsüye çıkan Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye’deki tarihçilik yaklaşımlarını iki ana gruba ayırarak, “Türkiye’de iki türlü tarihçilik ekolü vardır. Birincisi, temeli belgeye ana kaynakların eleştirel süzgeçten geçirilmesine dayanan Edebiyat Fakültesi ekolüdür. Bu ekol yeni bulgular ortaya koymak açısından çok kıymetlidir. İkincisi ise kaynakla fazla uğraşmayan, daha çok yorum bazlı ilerleyen Amerikan tarihi ekolüdür. Bizler Marmara Üniversitesi’nde yetişmiş olsak da orayı kuran hocalarımız Edebiyat Fakültesi kökenli olduğu için bu köklü belgeci geleneği devraldık” değerlendirmelerinde bulundu.
Dünyanın hafızası Osmanlı arşivleri
Osmanlı Devleti’nin büyüklüğünün kayıt tutma ve vergi toplama gücünden geldiğini belirten Prof. Dr. Afyoncu, Türkiye’deki Osmanlı arşivlerinin dünya tarihi açısından eşsiz bir hazine olduğunu dile getirdi. Geçmişte tasnif edilmeyi bekleyen milyonlarca evrakın eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal döneminde başlatılan büyük bir proje ile tasnif edildiğini hatırlatan Afyoncu, “Arşivlerimizin açılması Türkiye’nin yüzü oldu. Sadece bizim değil; Atina, Selanik, Şam, Bağdat ve Budapeşte gibi bugün 30-40 ülkeyi ilgilendiren 400-500 yıllık bir tarih burada yatıyor. Rahmetli Turgut Özal’ın başlattığı proje sayesinde arşiv personeli elit bir yapıya kavuşturuldu ve tasnif edilen belge sayısı birkaç milyondan bugün 50 milyona yaklaştı. Bizler, İsmail Hakkı Uzunçarşılı gibi dev tarihçilerin mahzenlerde olduğu için göremediği belgeleri görme şansına eriştik” ifadelerini kullandı.
“Yapay zekâ belge okur ama tarihçinin sezgilerinin yerini alamaz”
Söyleşinin soru-cevap bölümünde bir öğrencinin “Gelişen yapay zekâ teknolojileri gelecekte tarihçilik mesleğini nasıl etkileyecek, tarihçilere ihtiyaç kalmayacak mı?” şeklindeki sorusu üzerine Prof. Dr. Erhan Afyoncu, dijitalleşmenin tarihçilere büyük kolaylık sağlayacağını ancak mesleği yok etmeyeceğini belirtti.
Prof. Dr. Afyoncu, “Yapay zekâ şu an arşiv belgelerini, rika veya divani hatla yazılmış Osmanlıca metinleri okuma konusunda hızla gelişiyor. Yakında önünüze milyonlarca belgenin transkripsiyonunu saniyeler içinde koyabilecek. Ancak bu durum tarihçiliği bitirmez, tam aksine tarihçinin işini kolaylaştırır. Tarihçilik sadece belgeyi okumak değildir; o belgenin arkasındaki niyeti anlamak, dönemin şartlarıyla harmanlayarak bir yorum ortaya koymaktır. Yapay zekâ veri sunar ama tarihi olaylar arasında insani ve mantıksal bağlar kurarak sentez yapma, yorumlama ve analiz etme gücü yine tarihçide, yani insanda kalacaktır. Bizim arşiv okuma yükümüzü hafifletip, bizi asıl işimiz olan yorumlamaya yönlendirecektir” dedi.

“Siyonizm tarih bilgisiyle inşa edilmiş yapay bir ideolojidir”
Orta Doğu’daki güncel gelişmeler ve siyonizmin tarihsel arka planına yönelik gelen bir soruyu da yanıtlayan Prof. Dr. Afyoncu, siyonist ideolojinin tarihsel anlatıları ve dini metinleri kendi siyasi amaçları doğrultusunda nasıl araçsallaştırdığını anlattı.
Siyonizmin 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan siyasi bir hareket olduğunu hatırlatan Afyoncu, “Siyonizm, tamamen tarih bilgisi teolojik anlatılar üzerine kurgulanmış, yapay ancak çok sistemli bir ideolojidir. Yahudiler, kutsal metinlerindeki ‘Arz-ı Mev’ud’ (Vaat Edilmiş Topraklar) kavramını ve geçmişteki krallıklarının tarihini, modern dünyada siyasi bir meşruiyet zemini yaratmak için kullandılar. Tarihi, kendi yayılmacı politikalarının bir argümanı haline getirdiler. Bugün Orta Doğu’da yaşanan trajedilerin temelinde, bu tarihsel ve dini anlatıların radikal bir ideolojiye dönüştürülerek sahada uygulanması yatmaktadır. Bu durum, tarihin doğru analiz edilmediğinde ve siyasi emellere alet edildiğinde ne kadar tehlikeli bir silaha dönüşebileceğinin en net kanıtıdır” ifadelerini kullandı.
“Akademisyenler bilgiyi halka indirebilmeli”
Yurt yıllarındaki gözlemlerinden yola çıkarak popüler tarih kitapları yazmaya ve televizyon programları yapmaya başladığını anlatan Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye’de akademisyenlerin kamuoyu aydınlatma görevini ihmal ettiğini savundu. Avrupa ve Amerika’daki “kamuoyu aydını” kavramına atıfta bulunan Afyoncu, “Türkiye’de akademisyenler popüler kitap yazmayı kendilerine yediremiyor, halk için yazmayı küçümsüyorlar. Bu boşluğu akademisyen olmayanlar doldurduğunda ise bilgi, kişilerin ideolojik zeminlerine göre aktarılıyor. Bilim insanları doğru ve akademik bilgiyi, herkesin anlayabileceği duru bir üslupla halka indirebilmelidir” çağrısında bulundu.
Etkinlik, öğrencilerin yoğun sorularının tamamlanmasının ardından, Dekan Prof. Dr. Sevtap Kadıoğlu’nun Prof. Dr. Erhan Afyoncu’ya teşekkür belgesi ve hediye takdimi ardından sona erdi.





