Ekosistemdeki Bozulma Balıkçılığı Etkiliyor

0

Hande Nur OCAK

Denizlerde avlanma yasağının kalkmasının ardından balıkçılar “Vira Bismillah” diyerek ilk ağlarını denize attı. 1 Eylül itibarıyla açılan sezonun ilk avıyla balıklar da tezgâhlarda yerini almaya başladı.

Hamsi, Sardalya ve İstavrit Çok, Lüfer ve Palamut Yok
İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saadet Karakulak, balıkçılık sezonunun iki haftadan beri zayıf olmasının sezonun iyi olmadığının bir göstergesi olduğunu ifade etti. Genellikle balıkçılık sezonunun palamut avcılığı ile başladığını belirten Prof. Dr. Karakulak, “Maalesef bu sene tezgâhlarda çok az palamut görmekteyiz. Ekosistemdeki bozulmadan ilk önce büyük boylu balıklar ve deniz memelileri etkilenmektedir. Dolasıyla bu sene palamut, lüfer gibi balıkları tezgahta daha az görebiliriz. Hamsi, sardalya, istavrit gibi küçük boylu balıkları daha sık göreceğiz.” dedi.

Yasadışı Avcılık Stokları Olumsuz Etkiliyor
2000 yılından bu yana denizden avcılık yoluyla elde edilen su ürünleri miktarında yaklaşık 200 bin tonluk bir azalmanın olduğunu söyleyen Prof. Dr. Karakulak, balıkçılığın düşmesinin nedenleri arasında deniz kirliliği, küresel iklim, istilacı türler, vb. birçok faktörün olduğunu dile getirdi. Gelişmiş bir balıkçılık filomuzun mevcut olduğuna değinen Prof. Dr. Karakulak, avcılıkta kota uygulamasına geçemediğimizden dolayı aşırı avcılık yapıldığını, bunun yanında balıkçılıkta denetim ve kontrollerin yeterli yapılamadığından dolayı yasadışı avcılık faaliyetlerinin stokları olumsuz etkilediğini vurguladı.

En Verimli Denizimiz Karadeniz
En verimli denizimizin Karadeniz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Karakulak, “Su ürünleri av miktarının yaklaşık %75’i Karadeniz’den sağlanmaktadır. Özellikle hamsi avcılığı bu denizimizde yoğun olarak yapılıyor” dedi. Prof. Dr. Karakulak, iç denizimiz olan Marmara Denizi’nde yasadışı, kayıtdışı ve kuraldışı avcılığın devam ettiğini belirtti. Bakanlık tarafından bu konuyla mücadele edilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Karakulak, balıkçılık yönetiminde bazı olumsuz kararların alınarak kayıtdışı avcılığın daha legal hale getirilmesinin endişe verici olduğunu söyledi. Önümüzdeki dönemlerde daha ciddi balıkçılık problemleriyle karşı karşıya kalabileceğimizi belirten Prof. Dr. Karakulak, “Marmara Denizi’nde ışıkla avcılık uzun yıllardır yasak olmasına rağmen 2016 yılında çıkan Su Ürünleri Tebliğiyle serbest bırakıldı” dedi. Balıkçılıkta kullanılan ışığın açık denizlerde/okyanuslarda balık sürülerini bir arada toplamaya yarayan ve av verimini arttıran bir kaynak iken, kapalı olan bir denizimizde kullanılmasının aşırı avcılığa ve kaynakların azalmasına yol açtığını ekledi.

“Kılıç ve Orkinos Balıkları Artık Görünmüyor”
Aşırı avcılık ve kirliliğin artması sonucu tehdit altında bulunan ve korunan 33 deniz canlısının bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Karakulak, “Bölgesel olarak kaybolan türlerimiz var. Karadeniz ve Marmara Denizi’nde kılıç, orkinos balıkları artık görünmüyor” dedi. Balıkçıların hem karada hem denizde denetlenmesi ve izlenmesi gerektiğine değinen Prof. Dr. Karakulak, “Karaya çıkış noktalarında tüm avcılık verileri toplanmalıdır. Bu işleri yapacak olan Su Bilimleri ve Su Ürünleri Mühendislerine, Tarım ve Orman Bakanlığında daha fazla iş istihdamı sağlanmalıdır” şeklinde konuştu.

“Türkiye’nin Deniz Koruma Alanları %4 Civarında”
Balıkçılığın izlenmesiyle birlikte ekosistemin de izlenmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Karakulak, küresel iklim değişikliği, deniz kirliliği, aşırı avcılık gibi insan kaynaklı nedenlerle özellikle kapalı deniz ekosistemlerinin yapısında olumsuz değişimlerin görüldüğünden bahsetti. Prof. Dr. Karakulak, “Balık stoklarında çökme, tür çeşitliliğinde azalma, fırsatçı ve çoğu zaman zararlı türlerin bolluğunda artma, dolayısıyla ekonomik açıdan oluşan kayıplar bu olumsuz değişimler arasında yer almaktadır” diyerek ekosistemi bilmeden balığı korumak için alınan önlemlerin tek başına yeterli olmadığını söyledi. “Ülkemizin de taraf olduğu biyolojik çeşitlilik sözleşmesi, ülkelerin deniz koruma alanlarının oranlarının %12 seviyelerine çıkarmasını öngörmektedir. Türkiye’nin deniz koruma alanları %4 civarındadır” diyen Prof. Dr. Karakulak, nesli tehlike altında olan türlerimiz ve biyoçeşitliliği korumak için daha fazla deniz koruma alanı ilan edilmesi gerektiğini söyledi.

Share.

About Author

Leave A Reply