Haber: Özgür Recep Kocaoğlu
Fotoğraf: Asil Beray Epçeli
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi Mercan Restorasyonu Pilot Projesi 1. Yıl Sonuç Toplantısı gerçekleştirildi.
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi ve İÜ İletişim Fakültesi iş birliğiyle hazırlanan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi Mercan Restorasyonu Pilot Projesi 1. Yıl Sonuç Toplantısı 15 Ocak Perşembe günü AHC Old City Otel’de düzenlendi.
Toplantı, saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı’nın okunması ve Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğü’nün tanıtım videosunun gösterimiyle başladı.
“Denizi korumak hepimizin görevi”
İÜ Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar yaptığı konuşmada, Ege Denizi ile Karadeniz arasında yer alan ekonomi, ekosistem, biyoçeşitlilik ve kültür açısından son derece önemli bir deniz olan Marmara Denizi’nin uzun yıllardır iklim değişikliği, aşırı avcılık, kirlilik, müsilaj, balık ölümleri, deniz anası artışları gibi antropojenik baskılar altında olduğunu söyledi.
Bu yoğun baskılardan etkilenen canlı gruplarından birinin de mercan ekosistemleri olduğunu belirten Okyar, “Marmara Denizi’ni korumak sadece yöneticilerin ve bilim insanlarının işi değil. Bu durum disiplinler arası, yıllarca yürütülmesi gereken uzun süreçli bir iş. Bu sebeple hepimizin ortaya bir şeyler koyması gerekir” ifadelerini kullandı.

Marmara Denizi’nde yürütülen projeler
Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdür Yardımcısı Beyhan Oktar, konuşmasında bu bölgenin Türk Boğazlar Sistemi’ni içermesi, eşsiz doğal yapısı, zengin flora ve faunasıyla önemli bir alan olduğunu ifade etti. Oktar, bölge için “Karadeniz ve Akdeniz’in biyolojik çeşitliliği için büyük önem taşıyan biyolojik koridor olma özelliğiyle korunması gerekli nadir alanlarımızdan biri” sözlerini kullandı.
Marmara Denizi’nde yürütülen çalışmaları aktaran Oktar; 33 milyon metreküp dip çamurunun temizleneceği İzmit Körfezi projesi, deniz anası artışlarının nedenlerini inceleyen araştırma projesi, biyolojik çeşitliliğin haritalandığı proje, deniz çayırlarının korunmasını hedefleyen Mar-Çayır ve izleme projesi, nesli tehlikedeki pinaların popülasyonunu korumaya yönelik Mar-Pina ve Erdek Körfezi izleme çalışmaları ile derin su mercanlarının yaşam alanlarını belirleyen biyoçeşitlilik tespiti gibi projelerin yürütüldüğünü aktardı.
Bu proje kapsamında Marmara Denizi Hayırsız Ada’da tahribata uğramış Sarı Gorgon Ormanı’nın restore edilmesinin hedeflendiğini söyleyen Oktar, Sarı Gorgon Ormanı’nın geçmişteki nüfus yoğunluğu ve genetik yapısı dikkate alınarak ekim yani transplantasyon yoluyla restore edilmesinin amaçlandığını ifade etti.

Marmara’nın derinliklerinde sessiz mucize
İÜ Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Proje Koordinatörü Doç. Dr. Nur Eda Topçu Eryalçın, yaptığı “Marmara Denizi’ndeki Mercan Çeşitliliği ve Dağılımı” ve “Sarı Deniz Dalı Transplantasyonu ile Pilot Restorasyon Çalışması Sonuçları” başlıklı sunumlarıyla projeye dair detaylar verdi.
Eryalçın, Marmara Denizi’ndeki mercanların sadece görsel bir güzellik değil, ekosistemin “yapısal mimarları” olduğunu vurguladı. Mercanların deniz altındaki rolünü karasal ormanlara benzeten Eryalçın, Marmara’nın dünya çapındaki eşsizliğine dikkat çekti.
Mercan popülasyonlarının karşı karşıya olduğu tehlikeleri bilimsel verilerle ortaya koyan Eryalçın; müsilaj, düşük oksijen ve özellikle kıyı inşaatlarından kaynaklanan sedimentasyonun mercanları boğduğunu ifade etti. İnşaat faaliyetleri sırasında zeminin tozla örtülmesinin mercanlarda nekroz yani doku ölümü başlattığını belirten Eryalçın, balıkçılık baskısının da popülasyonu çölleşme noktasına getirdiğini söyledi.
Sivriada’dan Balıkçı Adası’na yapılan mercan nakli çalışmalarının umut verici sonuçlarını paylaşan Eryalçın, mercanların “modüler” yapısı sayesinde hayata tutunabildiğini belirtti. Balıkçı Adası’nda ilginç bir gözlem yaptıklarını anlatan Eryalçın, nakledilen mercanların salgıladığı kimyasal sinyallerin doğal larvaları bölgeye çektiğini ve bölgede yoğun bir “bebek mercan” nüfusu oluştuğunu müjdeledi.

Eryalçın, projenin en somut adımı olan “Sarı Deniz Dalı Transplantasyonu” sonuçlarını paylaştı. İsmi “Hayırsız” olsa da Marmara ekosistemi için hayati önem taşıyan Hayırsız Ada’da yürütülen çalışmalarda, mercanların genetik çeşitliliğini korumak adına bilimsel bir “klonlama” yöntemi uygulandı.
Marmara Denizi’ndeki mercan popülasyonlarının genetik sağlığını korumak için Hayırsız Ada’nın kilit bir rol oynadığını belirten Eryalçın, Prens Adaları’ndaki mercanların kapalı bir sistemde kalarak genetik çeşitliliğini yitirme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Restorasyon sürecinde ana mercan kolonilerine zarar vermeden, 20-25 cm boyundaki yetişkin bireylerden 10 cm’lik küçük parçalar yani fragman alındı. Bu parçalar, yeni bölgelerine özel bir yöntemle yerleştirildi. Eryalçın, bu yöntem sayesinde her bir parçanın aslında ana mercanın genetiğine sahip birer “klon” olarak yeni bir koloni oluşturduğunu ifade etti.
Restorasyonun asıl hedefinin sadece nakledilen mercanları yaşatmak olmadığını belirten Eryalçın, “Amacımız orada bir yaşam sinyali oluşturmak. Tutunmayı başaran birkaç mercan bile, etraftaki doğal popülasyonun oraya tekrar yerleşmesini destekleyecektir” dedi.
Marmara’nın “habitat mühendisleri”
İÜ Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Proje Koordinatör Yardımcısı Doç. Dr. Bülent Topaloğlu “Restorasyon İhtiyacı” başlıklı sunumunda Marmara Denizi’ndeki mercan kaybının kronolojik dökümünü yaparak restorasyonun neden sadece bilimsel bir çalışma değil, bir kurtarma operasyonu olduğunu anlattı. Topaloğlu, mercan ormanlarını ekosistemin “habitat mühendisleri” olarak tanımladı.
Mercan ormanlarının sadece görsel bir zenginlik olmadığını, denizin derinliklerinde üç boyutlu bir yaşam alanı inşa ettiğini belirten Topaloğlu, bu yapıların balıklar ve diğer deniz canlıları için birer barınma ve kreş alanı olduğunu vurguladı. Mercanların yok olmasının denizde bir domino etkisine yol açtığını; mercanlar bittiğinde domuz köpek balığı gibi ikonik türlerin de yaşam alanını kaybettiğini hatırlattı.
Pilot bölge olarak Hayırsız Ada’nın seçilme nedenlerine de değinen Topaloğlu, bölgenin gırgır balıkçılığının hedefinde olduğunu ve tahribatın en tipik örneğinin burada yaşandığını belirtti.

Mercan restorasyonunda saha gerçekleri
Proje araştırmacıları Orhun Hissi ve Cansu Saraçoğlu, “Transplantasyon Çalışması Teknikleri ve İzleme Yöntemleri” başlıklı sunumlarında, projenin görünmeyen kahramanlarını ve su altındaki zorlu operasyonun teknik detaylarını paylaştı. Araştırmacılar, özellikle Hayırsız Ada’nın lojistik zorluklarına ve su altındaki kısıtlı çalışma sürelerine dikkat çekti.
Sivriada’nın aksine Hayırsız Ada’da hiçbir dalış imkânı bulunmadığını belirten araştırmacılar, adaya tüp, ağırlık ve kompresör gibi tonlarca ekipmanın taşındığı “yedeğin yedeği” prensibiyle çalışan bir lojistik ağ kurduklarını anlattı.

“Denizin altındaki emeği halka anlatıyoruz”
İÜ İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Özlem Arda, Marmara Denizi’nin korunmasına yönelik yürütülen projelerin toplumsal farkındalık boyutunu ele alan “Toplum Bilinçlendirme” sunumunu gerçekleştirdi. Arda, bilimsel verilerin halka ulaştırılmasında sinematografik anlatının kritik bir köprü görevi gördüğünü vurguladı.
Görsel anlatının zihinlerdeki kalıcılığına değinen Arda, “Saatlerce konuşmanın yerine, 2 dakikalık bir kamu spotunun zihinde çok daha kalıcı bir etki yarattığını biliyoruz. Toplum bilinçlendirme çalışmalarında bu köprüyü sinematografik anlatıyla kuruyoruz” sözlerini kullandı.
Projenin sadece akademik bir çalışma değil, aynı zamanda bir “milli kazanım” ve “vefa borcu” olduğunu belirten Arda, sinemanın bu süreçteki rolünü “Hedefimiz tamamen toplumsal fayda. Milli kazanımlarımızı, yani kendi denizlerimizi korumak için bilimsel çalışmaları birer ‘sinema anlatısına’ dönüştürüyoruz” sözleriyle özetledi.
Üretim sürecinin arka planındaki büyük emeğe de değinen Arda, su altındaki zorlu bilimsel çalışmayı en doğru şekilde yansıtmak için büyük bir titizlikle hareket ettiklerini belirtti. Arda, “Bir seslendirme stüdyosunda tek bir harfin doğru telaffuzu için saatlerce çalışıyoruz; çünkü denizin altında hocalarımızın verdiği o büyük emeği halka en doğru şekilde yansıtma sorumluluğunu taşıyoruz” diyerek disiplinler arası iş birliğinin önemine dikkat çekti.

Projeye özel kamu spotu hazırlandı
Marmara Denizi’nin korunmasına yönelik sorumluluğun yalnızca bilim insanları ve kurumlarla sınırlı olmadığını ifade eden İÜ İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Sarı, bu sürecin toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi.
Bu kapsamda hazırlanan video ve filmlerin önemine dikkat çeken Sarı, bu tür çalışmaların kamuoyunda yer almasının, beklenen karşılığın toplumda bulunmasına katkı sağlayacağını belirtti. Sarı’nın konuşmasının ardından proje kamu spotu videosunun gösterimi yapıldı.

Toplantı teknik gezi yapılmasının ardından sona erdi.




