Haber: Merve Arkan
Fotoğraf: Nazlı Aygen
Editör: Nazlı Aygen
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Son mahya ustası Kahraman Yıldız mahya sanatını ve deneyimlerini İletim Gazetesi’ne aktardı. Ramazan ayının gelmesiyle mahyalar gökyüzünde yeniden parıldamaya başladı. İki minare arasına konumlanan bu lambalar, gökyüzüyle beraber asırlardır süren bir geleneği ve kültürü de aydınlatıyor.
Ramazanı süsleyen mahyalar Osmanlı’dan günümüze gelen bir sanatın eserleri. Hem göze hem kalbe dokunan bu sanatın son ustası Kahraman Yıldız mahya sanatını ve mesleki deneyimlerini İletim Gazetesi’ne anlattı.
İstanbul, Bursa ve Edirne’deki selatin camilerin mahyalarını hazırlayan Yıldız, mahya sanatını “gökyüzüne yıldızlarla yazı yazmak” olarak tanımlıyor. Yarım asırlık usta, bu sanatın önemini ise “Mahya sanatı kimsenin yapmadığı bir sanat şu anda. Ayrıca hiç kimsenin çıkamadığı yerlere çıkıp göğe yazı asıyorsunuz. Çok güzel bir şey bu. Bugün eğer tabelalar, neonlar, dijital yazılar varsa bunların kökünde hep mahya var” sözleriyle açıkladı.
Mahyaların Osmanlı’da ortaya çıktığını ve ilk mahyanın Fatih Camii müezzini hattat Hafız Ahmet Kefevi tarafından Sultan Ahmet Camii’ne asıldığını aktardı. Yıldız, mahyaların Osmanlı İmparatorluğu döneminde sultanların yaptırdıkları camilere asıldığını ve her caminin bir mahyacısının olduğunu ifade etti. O dönem için mahyanın önemini “O zamanlarda yani televizyon, sinema, gazete gibi hiçbir görsel yayının olmadığı dönemlerde bir tek mahyalar var. Geceleri İstanbul kapkaranlık olduğunda bir tek mahyaların ışıkları çıkıyor orada ve insanlar o yazıları okuyor” sözleriyle belirtti.
Çıraktan ustaya mahyacılık
Kahraman Usta, kendisinin ustasının Osmanlı’nın son mahya ustası olan, son iki padişahın döneminde ve Cumhuriyet döneminde mahyacılık yapan Hacı Ali Ceyhan olduğunu dile getirdi. Hacı Ali Ceyhan mahyaların yağ kandillerinden elektrikli sisteme geçişinde öncü isimlerden olduğunu aktardı. 50 seneyi aşkın yıldır bu mesleği yaptığını belirten Yıldız, ustası Hacı Ali Ceyhan’dan çok şey öğrendiğini söyledi.
Mahyaların başlangıçta zeytinyağı kandilleriyle yapıldığını belirten Yıldız, zeytinyağı kandillerinin yaklaşık 2 saat içinde söndüğünden teravih öncesinde yakılan kandillerin teravih sonrası tekrar yakıldığını anlatarak bu sanatı yapmanın o dönemde daha da zor olduğunu belirtti.
Yıldız, mahya sanatıyla tanışmasının ise 70’li yıllara dayandığını şu sözlerle anlattı:
“Ben elektrik ustasıyken bir gün Dolmabahçe’nin altındaki mahzene gittik. Orada bir sürü halatlar, duylar, kablolar ve makaralar vardı. Biz de duyları kümeler hâlinde düzenledik. Oradan çıktık ve Sultanahmet Camii’ne gidip iki minare arasına halatlar gerdik sonra malzemeyi yukarı taşıdık ve tek tek oraya astık. Bize kimse bir şey söylemedi, haberimiz yoktu ne yaptığımızdan. Sonra ben merak ettim gece gidip baktım oraya. ‘Fethin kutlu olsun’ yazıyordu. Meğer İstanbul’un fethi için mahya asmışız. Muhteşem bir şeydi, 2 minare arasına bir kolye asmıştık. Bir gerdanlık asmıştık. Onun ucundan tuttuğum için çok mutlu olmuştum. Mahyayla o zaman tanıştım işte. Sonra çalıştığım yerden bana görev verdiler, bu görev bana bu mesleği öğrenmen gerekiyor mesajıydı.”

Mahzun Cami Ayasofya
Kahraman Usta zamanında Ayasofya’ya mahya asma girişiminde bulunanların olduğunu fakat iki minarenin arasındaki mesafe sebebiyle başarısız olduğunu anlattı. Yıldız, kendisinden asması istenince “Bir tek şey yazarım. O da la ilahe illallah.” dediğini ve kabul edildiğini anlattı. Bu duyguyu ise şu sözlerle aktardı “Senelerdir bir sürü camiye mahyalar asıyorduk, Ayasofya diğerlerinin yanında hep mahzun kalıyordu. Onun mahyası yoktu. Ayasofya gibi güzel bir camiye mahya asabilmiş olmak çok güzel bir duyguydu.”
Mahyaların hazırlanması
Yıldız, mahyaların Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yaptırıldığını belirtti. Her yıl Ramazan gelmeden önce heyet tarafından bir tema belirlendiğini ve mahyalardaki sözlerin de buna göre seçildiğini aktardı. Camilere asılacak sözlerin seçiminin ise camilerin büyüklüğü ve kapasitesi göz önünde bulundurularak yapıldığını ifade etti. Mahyaların sırayla kümeler halinde minarelere çıkartıldığını, sonra sırasıyla asıldığını ve en sonunda da yazının bir perde gibi açıldığını anlattı. Ramazan bittikten sonra da mahyaların camilerden toplandığını ifade etti.
“Türkler medeniyeti çoktan yakalamışlar.”
Yıldız, mahya sanatının kültürümüzü temsiliyle ilgili şu sözleri kullandı “1800 yıllarında İstanbul’a gelen Avrupalı bir gezgin gece karanlık olunca gökyüzünde bazı yazılar çıktığını görüyor ve ‘Türkler medeniyeti çoktan yakalamışlar. Gökyüzünden yıldızları toplayarak onlarla yazı yazmışlar.’ sözleriyle mahyaların güzelliğini ifade ediyor. Bizim kültürümüzden bahsediyor ve bu da çok güzel bir duygu doğrusu.’

Son ustanın gözünden mahya sanatı
Yıldız, bu sanatın fiziksel yanının zorluklarını “Epey yüksek yerlere çıkmak kolay olmuyor. 200-300 basamak kimi zaman 400 basamak çıktığımız oluyor. Ayrıca fırtına oluyor, soğuk oluyor; kar, yağmur yağıyor. Böyle havalarda bir savaş veriyorsunuz. Günlük gazete gibi diyebiliriz aslında. O gün onu asmak zorundasınız, günü geçtikten sonra bir anlamı kalmıyor.” şeklinde kaydetti.
Yıldız, sözlerini noktalarken mahya sanatı için “Aslında can çekişiyor” ifadelerini kullanarak mesleğin bitmesinden üzüntü duyduğunu dile getirdi.






