Haber: Melek Öztürk
Fotoğraf: Merve Kutan
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Santur erbabı ve sanatçı Sedat Anar, beste süreçlerinden ilham kaynaklarına ve Türkiye’yi temsil ettiği uluslararası sahnelere uzanan sanat yolculuğunu İletim Gazetesi’ne anlattı.
Anar, bestelerini şekillendirirken hangi kaynaklardan beslendiğini, müzik üretim sürecine ve enstrüman öğrenmeye hangi yönden yaklaştığını İletim Gazetesi ile paylaştı.

“Şiir, benim şifam”
Anar, müzikal kimliğinin oluşumunda çocukluğunun geçtiği coğrafyanın ve sözlü kültürün belirleyici olduğunu söyledi. Anar, “İlk başta doğup büyüdüğüm memleketim Halfeti’nin yerel müziği etkili oldu. Halfeti, hem Antep hem de Urfa kültürünün yaşadığı bir kasaba” diyerek müziğe ilk temasının memleketinin kültürel atmosferiyle başladığını ifade etti. Çocukluk yıllarında Mahzuni Şerif’i dinledikten sonra müziğe daha güçlü bağlandığını belirten Anar, “Bir televizyon kanalında Mahzuni Şerif Çeşm-i Siyahim türküsünü söylüyordu. Hayran kaldım. Anneme çok ağladım ve bana bir cura aldı. Kendi kendime çalmayı öğrendim” sözleriyle o yılları anlattı.
Ailesinin de sözlü kültürle güçlü bir bağı olduğunu dile getiren Anar, “Ninem zaten ağıtları ile meşhur birisiydi keza dedem de gözleri görmeyen ama dünyayı gören ve müthiş masallar anlatan biriydi” diyerek bu kültürel mirasın müziğine yansıdığını söyledi. Üniversite yıllarında farklı müziklerle tanıştığını aktaran Anar, “Sonra Santurla tanıştım. İran’a gittim. Santuru ve birçok doğu müziği çalgısını İran’da tanıdım ve çalmasını öğrendim” ifadelerini kullandı.
Dünya müziğine her zaman ilgi duyduğunu belirten Anar, birçok müzisyen ve besteciden etkilendiğini dile getirerek bu isimler arasında Ahmet Kanneci, Kemal Dinç, Evrim Demirel, Anouar Brahem, Keith Jarett, John Cage, Joep Beving ve Gürciyev’in bulunduğunu söyledi.
Okumanın müzikal üretiminde önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Anar, “Müzikal kimliğimi asıl şekillendiren şeylerden birisi de okumak. Müzikten daha fazla okumaya zaman ayırırım” diyerek edebiyatla kurduğu bağı anlattı. Şiirin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirten sanatçı, “Şiir, benim şifam” dedi. Zor zamanlarda şiire yöneldiğini söyleyen Anar, sözlerini Mahmud Derviş’ten bir alıntıyla tamamladı: “Zor zamanda şiir mezarlık üstünde açan bir çiçektir.”
Maddi dünyadan içsel bir yolculuk
Müziğinde maneviyatın nasıl şekillendiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Anar, eserlerindeki manevi atmosferin çoğu zaman ilham aldığı metinler ve okuduğu şiirlerle birlikte ortaya çıktığını ifade etti. Sufi şairlerin dizeleriyle kurduğu bağın müziğine de yansıdığını belirten Anar, maneviyat kavramının çoğu zaman yanlış anlaşıldığını ve yalnızca dini müzikle sınırlandırılmaması gerektiğini vurguladı. Bu bağlamda maneviyatın herkes için daha çok kişinin kendi dünyasına yöneldiği bir yolculuğu ifade ettiğini dile getiren Anar, şu ifadeleri kullandı:
“Söz konusu sufilerin şiirleri olunca maneviyat ister istemez ortaya çıkıyor. Bazen evde yalnız Niyazi i Mısrî divanını okurken gözlerim doluyor. Maneviyat denince hemen aklınıza sufi müzik yapıyorum diye dini bir anlam gelmesin. Maalesef içi boşaltılan terimlerden birisi oldu. Maneviyat herkesin maddi dünyadan uzak içsel yolculuğudur.”
Dünya sahnesinde müzik yolculuğu
ABU TV Şarkı Festivali’nde Türkiye’yi temsil etme deneyimini de anlatan Anar, festivalin kendisi için önemli ve heyecan verici bir tecrübe olduğunu belirtti. Sürecin nasıl geliştiğini ve son dönemde katıldığı uluslararası festivalleri de paylaşan Anar şöyle konuştu:
“ 30’dan fazla ülkede konser yaptım. Hindistan’da ABU TV Şarkı Festivalinde olmak en güzellerinden biriydi. Süreç TRT Müzik koordinatörünün Hindistan heyetine bizi önermesiyle gerçekleşti. Yaptığım müziğin uluslarası festivallerinde yer alması beni mutlu ediyor.”
Uluslararası festivallerde sahne almaya devam ettiğini belirten Anar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçen ay Zanzibar’da Sufifest’te çaldık. Ramazan ayı sonunda Tunus’taki 42.si düzenlenen Medine Müzik Festivalinde sahne alacağız. Bunlar çok heyecan duyduğum festivaller.”

Müzikte teknik ve ruh arasındaki denge
Bir enstrümanı “öğrendim” demenin teknik yeterlilikten mi yoksa enstrümanla kurulan ruhsal bağdan mı geçtiğine dair değerlendirmelerde bulunan Anar, zamanla bu konudaki düşüncesinin değiştiğini söyledi. Müziğin yalnızca teknik beceriden ibaret olmadığını, müzisyenin enstrümanıyla kurduğu ilişkinin de belirleyici olduğunu vurgulayan Anar, şöyle dedi:
“Bu soruyu 10 yıl önce sorsaydınız hemen teknik derdim ama artık ruhsal bağ diyorum. Çok amatör müzisyen dostum var ama müziklerini dinleyince gözlerim doluyor. Eskiler buna Vehbi müzik der. Allah vergisi yani. Bir de tersi var kesbi yani çalışılarak kazanılan bir müzik. Yani müzisyen müzik yaparken içine başka bir ruh girer anlamında kullanılırlar.”
Enstrümanla kurulan ilişkinin müzisyenin yolculuğunda belirleyici olduğunu söyleyen Anar, bir enstrümana sahip olmanın ve onunla kurulan bağın müzisyenlik açısından önemli olduğunu ifade etti. Bu bağın zamanla geliştiğini belirten Anar şu ifadeleri paylaştı:
“Eğer ses sanatçısı değilseniz ve müzisyen olmak istiyorsanız öncelikle bir enstrümanınız olmalıdır. Müzisyen olup olmayacağınızı belirleyen en önemli unsur enstrümanınız ile kurduğunuz bağdır. Yani insan enstrüman edinip boş vakitlerini o enstrümanla geçirirse müzisyen olamaz. Ne zaman ki o enstrümanını boş vakit geçirme aracı olmaktan çıkarır ise o zaman gerçek müzisyen olma yolunda ilk adımını atmış olur ve sonrasında enstrüman icrasında belirlenmiş ve kabul edilmiş icra tekniklerini öğrenerek kendi özgün icrasına doğru yol alır.”
Müzikte yetenek, emek ve yaratıcılık
Müzikte yetenek ve bestecilik konusuna da değinen Anar, bir enstrümanı iyi çalmanın bestecilik sürecini kolaylaştırabileceğini belirtti. Müzisyenin icra ettiği müzikle bütünleştiğini ifade eden Anar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Besteci bir enstrümanı iyi çalma kabiliyetine sahip olarak müziğin yaratıcılık anını icra sırasında daha da kolaylaştırabilir. Müziği çalan kişi o müziğin bir parçası olur. Bu yüzden müzisyen olmak için yetenek en önemli şarttır. Yetenek, bestecinin sahip olduğu en külli melekelerinden biridir. Yetenek cinsiyete, ırka, yaşa ya da milliyete bakmaz. Doğru müzik besteleme tekniklerinin öğrenirken bilgileri rastgele özümseyerek değil, abartılı olmamak üzere sıkı çalışarak öğrenirsiniz.”
Yetenek ve deha arasındaki farklara da değinen Anar, iki kavramın farklı yönleri olduğunu belirterek değerlendirmesini şöyle ifade etti:
“Yetenekten de ötesi vardır; deha. Arasındaki farklar şöyledir: Yetenek, öğrenmeye yatkınlık, deha ise kendini geliştirmeye yatkın olmadır. Yetenek, kendinden ayrı, dışsal olarak var olan şeyleri ve yatkınlıkları kendine ait kıldığı, onları kendine özümseyip sonunda da sahip olduğu zaman gelişir. Deha, başından itibaren, zaten bütün gelecek yatkınlıkların mülkiyetindedir. Yalnızca, gelişir, açılır, yayılır, serpilir.”

Müzikte değişim ve çağın ruhu
Her dönemin müziğinin içinde bulunduğu toplumu yansıtıp yansıtmadığına ilişkin görüşlerini paylaşan Anar, müziğin toplumsal söylemi aktaran en güçlü ifade alanlarından biri olduğunu belirtti. Bir dönemin atmosferinin, düşünce dünyasının ve sosyal yapısının müzikte karşılık bulduğunu dile getiren Anar şu cümleleri kurdu:
“Duygular kadar bir dönemin ruhu, kavramları, ilişkileri olguları da müziğin üzerine yüklenir. Her çağın getirdiği zorunlu değişimler vardır ve her çağın kural bozucuları vardır. Her çağ belli bir gramer ve anlatım değeri oluşturur müzikte. Besteciler de bunu kendi müziğine uyarlar. Yaratma süreci içinde olan sanatçı ortaya çıkaracağı eserin kim tarafından anlaşılacağını düşünmez, o yaratmakla meşguldür.”
Müzikte yaşanan değişimlerin çoğu zaman ilk etapta dinleyiciler ve müzisyenler tarafından garipsendiğini ifade eden Anar, yeni olanın zamanla daha iyi anlaşılabildiğini söyledi. Bu durumu hem bir müzisyen hem de bir dinleyici olarak gözlemlediğini belirten Anar şu ifadeleri kullandı:
“Ben hem müzisyen hem besteci hem de dinleyici olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim: ‘‘Müzikte yaşanan değişimler çoğu dinleyici ve müzisyen tarafından ilk başta yadırganır.’’ Yeni şeyler söylemek her zaman eleştiri odağı olur ve sonrasında zamanla anlaşılır.”
Müzikte değişen anlam ve dinleme kültürü
Günümüz şarkılarında anlamın mı azaldığı yoksa ifade biçimlerinin mi değiştiği tartışmasına da değinen Anar, her dönemin kendine özgü bir müzik dili olduğunu söyledi. Teknolojik gelişmelerin müzik üretimini de etkilediğini belirten Anar, bu değişimin gelecekte daha belirgin hale gelebileceğini ifade ederek şöyle vurguladı:
“Her devrin bir müziği var. Şimdi yapay zeka müzik yapıyor. Şu an değil ama bizden sonraki kuşak yapay zekanın müziğini dinleyecek sadece. Artık canlı performansların zamanı gelecek. Konserler ilgi görecek ve aynı zamanda tiyatro yeniden dirilecek. Son iki yıldır dünyanın en ilerleyen ve ilgi gören sanatlarından birisi. Yapay zeka tiyatro yapmakta çok zorlanacak.”
Müzik zevkinin kişisel bir tercih olduğunu vurgulayan Anar, farklı müzik türlerini dinleyen insanları yargılamanın doğru olmadığını dile getirdi. Özellikle genç kuşakların dinlediği müziklerin sıkça hedef alındığına dikkat çeken Anar sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben insanların hangi tür müzik dinlerse dinlesin eleştirmem. İnsan bu kendi ruhuna hangi müzik iyi geliyorsa onu dinler. Deli gibi eleştiriyorlar Z Kuşağını. Dinledikleri müziği beğenmiyorlar. Beğeni kişisel bir şeydir. İsteyen istediğini dinler. Sen rap seversin başkası ilahi dinler. Sen caz dinlersin diğeri dini müzik dinler. “ dedi

Gelenek ile yeniliğin buluştuğu bir müzik anlayışı
Anar, müziğinde doğu çalgılarını bile armonik bir yapıyla kullanmaya özen gösterdiğini belirtti. Santur, cura, kopuz, lavta, setar ve tenburun yanı sıra handpan, kontrabas, keman, çello, gitar ve son dönemde elektronik altyapılara da yer verdiğini söyleyen Anar, geleneksel müzik yapan sanatçıların sayısının günümüzde azaldığının altını çizerek “Aşık Veysel geleneksel müzik yapardı. Artık ozanlarımızın sayısı çok azaldı. Bir Mahzuni Şerif, Muhlis Akursu, Feyzullah Çınar çıkmıyor” dedi.
Müziğinde ilham kaynaklarına da değinen Anar, ustası olarak gördüğü Gustav Mahler’in “Gelenek, geçmişin külüne tapmak değildir, ateşi söndürmemektir” ve Hz. Mevlana’nın “Yeni şeyler söylemek zamanı” sözlerinden etkilendiğini ifade etti. Anar, Amak-ı Hayal albümünün çıkışı sonrası müziğinin birçok farklı biçimde tanımlandığını söyledi: “Amak-ı Hayal albümüm çıkınca birçok müzik yazarı sufi, etnik, World, deneysel hatta alternatif müzik olarak tanımladı. Bu çok hoşuma gitti. Sanatta bir kalıba sığmamak ne güzeldir.”
Eserlerinin dinleyici üzerindeki etkisine dikkat çekti. İlk dinlenildiğinde beğenilmese de sonraki dinlemelerde hem kalbe hem akla hitap eden bir müzik ürettiğini belirten Anar, “Sanatın iyisi insanı düşünmeye sevk eder. Bunun için de ruhun duyduğu görünmeyenin ötesine geçmek ister müzik. Bunun için bütün çabam.” dedi.
Anar, müzisyenin amacının üretmek olduğunu vurguladı ve tarihsel perspektif paylaştı: “Tarihteki ilk müzisyen kendisini insanlara dinletmek için müzik yapmadı. O, bir arayıştaydı. Arayışına müzik yaptı. Bu yüzden müzisyen ve besteci üreteceğini üretir. Sonrası dinleyicidedir. Neyzen Niyazi Sayın ‘Musıkimizden maksat iyi insan olmaktır’ der.”




