Muhabir: Zeynep Gögerçin
Fotoğraf: Merve Kutan
Editör: Ece Özdemir
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi)- İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde “Türkülerin Dilinden Göç, Ayrılık, Vatan” başlıklı etkinlik düzenlendi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü tarafından düzenlenen “Türkülerin Dilinden Göç, Ayrılık, Vatan” başlıklı etkinlik, 12 Mart günü saat 14.00’da Edebiyat Fakültesi Kurul Odası’nda gerçekleştirildi.
Programda göçün toplumsal hafızadaki yeri ve vatan kavramı, bilimsel tebliğler ve geleneksel ezgiler eşliğinde ele alındı.
Edebiyat fakültesinde kültürel ve akademik buluşma
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Türk kültüründe derin izler bırakan göç ve vatan temalarını kapsamlı bir etkinlikle gündeme taşıdı. Arş. Gör. Dr. Semih Sefer’in sunumuyla gerçekleştirilen program, göç, ayrılık ve vatan olmak üzere üç ana bölümde ilerledi.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Doç. Dr. Metin Ünver, bu tür kültürel buluşmaların akademik bilgi ile toplumsal duyarlılığı bir araya getirdiğini vurguladı. Ünver, göçün yalnızca fiziksel bir yer değiştirme olmadığını, aynı zamanda insanın duygusal dünyasında yaşanan büyük bir kopuş ve yeniden inşa süreci olduğunu belirtti.
Programın amacı, yüzyıllar boyunca bu topraklarda yaşanan acıların, özlemlerin ve aidiyet duygusunun türküler aracılığıyla nasıl ortak bir dile dönüştüğünü gözler önüne sermek olarak açıklandı.

Göç: Hüzünden umuda uzanan zorlu yolculuk
Programın ilk oturumunda Prof. Dr. Mahir Aydın, “Göç: Hüzünden Umuda Dönüşü Olmayan Yolculuk” başlıklı tebliğini sundu. Aydın, göçün yalnızca teknik bir tanım olmadığını vurgulayarak, göçmenlerin beraberinde taşıdığı kültürel mirası ve bu sürecin toplumlar üzerindeki yıkıcı etkilerini ele aldı. Göçün türkülerdeki anlatımını da detaylandıran Aydın, “Göç, insanın köklerinden kopmasıdır ve bu acı nesiller boyu ezgilerde yaşamaya devam eder” ifadelerini kullandı.
Sunumun ardından göçün trajedisini temsil eden eserler sahnelendi. Sümbül Rzaeva, Karabağ göçmenlerinin vatan özlemini ve sürgün yaşamını anlatan “Karabağ Türküsü”nü seslendirdi. Bu eser, Azerbaycan Türklerinin topraklarından koparılırken yaşadıkları çaresizliği ve bitmeyen dönüş umudunu yansıtması açısından büyük önem taşıyor. Ardından Cumhur Ersin Adıgüzel, Kırım Türklerinin 1944 sürgününü konu alan “Biz Kırım’dan Çıkanda” adlı türküyü icra ederek, tarihsel acıyı kederli bir melodiyle dinleyicilere aktardı.
Programda ayrıca Mustafa Tanrıverdi, “Göç Göç Oldu Göçler Yola Düzüldü” ve “Ah Kerkük Yüz Ah Kerkük” adlı eserlerle, Kerkük Türkmenlerinin yaşadığı göç baskısını ve kimlik mücadelesini sahneye taşıdı.
Ayrılık ve varoluşun ortak ezgisi
Etkinliğin ikinci bölümü olan “Ayrılık” oturumunda Prof. Dr. Türkan Olcay derinlikli bir sunum gerçekleştirdi. Olcay, insanın kayıp karşısındaki varoluş hâlini felsefi bir çerçevede ele alarak, Osmanlı ve Rusya arasındaki savaşların her iki yanındaki halklar üzerinde yarattığı zorunlu göçler ve parçalanan ailelerin hikâyelerine değindi. Olcay, “Ayrılık, sadece bir insandan değil, geride bırakılan tüm bir yaşamdan ve anılardan kopmaktır” ifadelerini kullandı.
Oturumda seslendirilen türküler, hasretin evrensel bir acı olduğunu gözler önüne serdi. Cumhur Ersin Adıgüzel’in “Nokta Ana Ağıdı” yorumu, göç yollarında yitirilen canların ardından yakılan feryadın ortak bir dile dönüşümünü gösterdi. Sümbül Rzaeva’nın “Gel Sene Kurban” ve Zeynep Yolcu’nun “Fikrinden Geceler Yatabilmirem” performansları, sevilen birinden veya vatan parçasından ayrı kalmanın bireysel ruh dünyasındaki yansımalarını salona taşıdı. Adıgüzel’in “Ayletme Beni” yorumu ise göçün insan psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkisini melodik bir anlatımla dinleyicilere aktardı.
Vatan: Kültür dünyasının sahnesi ve aidiyet
Programın son bölümünde Prof. Dr. Hayati Develi, “Vatan: Kültür Dünyasının Tarihsel Sahnesi” başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. Develi, vatan kavramının tarihsel süreçteki evrimini ele alarak, vatanın modern ve siyasi bir terim olduğunu vurguladı. Göçebe toplumlarda vatanın yaylak ve kışlaklarla sınırlı bir “ili” kavramı olduğunu, ancak yerleşik hayatla birlikte kutsiyet kazandığını belirten Develi, Yahya Kemal Beyatlı’nın vatan tanımına özel bir vurgu yaptı: “Vatan, sadece bir toprak parçası değil; ataların mezarlarının bulunduğu, Türkçe’nin yankılandığı ve mimariden müziğe kadar her şeyin Türk mührüyle işlendiği bir bütündür” ifadelerini kullandı.
Oturumu takip eden müzik dinletisinde vatan savunmasını ve bağlılığını temsil eden kahramanlık ezgileri sahnelendi. Mustafa Tanrıverdi’nin seslendirdiği “93 Harbi Koçaklaması”, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında halkın direniş ruhunu yansıtırken, Cumhur Ersin Adıgüzel’in “Tuna Nehri Akmam Diyor” türküsü, bir zamanlar vatan olan toprakların elden çıkışına duyulan kederi ve vatan sevgisini güçlü bir şekilde hissettirdi. Programın finalinde ise tüm sanatçılar ve izleyiciler, vatan savunmasının simgesi haline gelen “Çanakkale Türküsü”nü hep bir ağızdan seslendirdi.






