Haber: Merve Arkan
Fotoğraf: Sena Sandıkçı
Editör: Nazlı Aygen
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi’nde Doç. Dr. Burcu Zeybek’in yürüttüğü Uluslararası Kamu Diplomasisi dersine Doç. Dr. Uğur Yasin Asal konuk oldu. Dijital diplomasi perspektifinden İran – ABD ve İsrail Savaşı tartışıldı.
İÜ İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Burcu Zeybek tarafından yürütülen Uluslararası Kamu Diplomasisi dersinde İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi Ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Uğur Yasin Asal, dijital diplomasiyi ve dijital diplomasinin İran – ABD ve İsrail savaşında oynadığı rolü anlattı.

Asal, konuşmasına dijital diplomasinin tanımını yaparak başladı. Devletlerin dijital diplomasiyi ‘’Sosyal medya platformlarının ve dijital teknolojilerin devletler tarafından daha fazla kullanılması ve dış politika hedeflerine ulaşılma çabası’’ olarak tanımladığını söyledi. Asal, dijital diplomasinin savaş, çatışma ve kriz iletişiminde dolayısıyla propagandalarda öne çıktığını vurguladı ve propagandayı ‘’Savaşın ne amaçla ve nasıl yapıldığı ile ilgili bir takım kamuoyunu ikna etme çabası’’ şeklinde ifade etti. Dijital diplomasi için ‘’Büyük oranda kamu diplomasinin dijital araçlarla icrasına odaklanıyor’’ sözlerini kullanan Asal, yaygın sosyal medya kullanımının ve sosyal medyanın erişilebilirliğinin siyaseti ve kamu yönetimini de sosyal medyaya çektiğini belirtti ve dijital diplomasiyi devletlerin dış politika hedefleri için kullandığı bir mekanizma olduğunu söyledi.
Asal konuşmasının devamında ‘’twitter diplomacy’’ kavramından bahsetti. Asal, bugün devletlerin Twitter hesapları üzerinden diplomasiye yön verdikleri bir sürecin söz konusu olduğunu söyledi ve devletlerin tweet diplomasisine neden başvurduklarını ve günümüz savaşlarının bu bağlamda nasıl etkilendiğini şu sözlerle açıkladı:
‘’Devletler bir araya gelmeden önce mesajlarını paylaşmayı severler. Müzakere öncesi kendi pozisyonunu karşı tarafa hissettirmek ister. Ziyaret öncesinde hangi amaçla nereye gittiğini çoğunlukla paylaşırlar ve ona göre masaya otururlar. Bu tip diplomasi özellikle kriz dönemlerinde işe yarar. Şu an bir tarafta Rusya-Ukrayna Savaşı, diğer tarafta devam eden İran-İsrail-ABD Savaşı gibi çok ciddi bir kriz süreci var ve bu kriz bir şekilde yönetilmeyi gerektiriyor. Bu yönetilme çoğu zaman devletlerin bilerek de krizi sürdürdüğü bir sistemi de beraberinde getiriyor.’’
Asal, kriz ortamlarının liderler tarafından ne şekilde yönetildiğinin ve medyada nasıl bir yol izlendiğinin detaylarını ‘’Kriz ortamlarını seven popülist liderler gelişiyor. Özellikle güçlü mesajlar üretmeyi seven, kamuoyunu bu mesajların arkasında tutup etkileşimi ve beğenisi yüksek olan olan liderler var ama çoğunlukla hakikati değil ürettikleri gerçekliği yansıtırlar. Fake news ve post truth dediğimiz, gerçek üstü bir mesaj üretmeyi seven bir lider tipolojisi türedi. Mesaj üretimi ve o mesajın çoğunlukla içi dolu olmayan ama popülist söylemlerle entegre edilmesi bu tweet diplomasisini popülist liderlerle eşleştiren bir noktaya geldi. Dijitalleşme, dijital diplomasi bağlamında önemli bir noktaydı’’ sözleriyle açıkladı ve Trump’ın ‘’Fake news denilen üretilmiş gerçekliklerden politika tasarlamayı seven bir siyasi lider.’’ olduğunu aktardı. Bugün savaşın dijital diplomasi bağlamında en önemli aktörlerinden birisi Donald Trump ve Donald Trump’ın paylaşımları olduğunu ifade eden Asal, ‘’Popülist liderler halkçı söylemler kullanır. ‘Halkın tek temsilcisi benim’ der ve halk bunu beğenmeyen bir tepki ya da bir refleks gösterdiği an hemen sözünü değiştirmeye gider’ dedi.
Dijital diplomaside CNN etkisi
CNN etkisi kavramına da değinen Asal, bu kavramın 1991 yılında Irak’taki Körfez Harekâtı’nda kullanıldığını belirterek Amerika’nın Irak’a müdahalesinin temelinin oluşturulduğunu ve halka yapılanlara karşı halkın ikna edilmesi ve halkın rıza göstermesinin rızaya uyum, rızanın imalatı gibi kavramlar çıkardığını söyledi. Bunun arka planda bir güç siyaseti olduğunu söyleyen Asal, bu bağlamda CNN etkisiyle beraber savaş, propaganda ve dijitalleşme ilişkisinin ivmelendiğini aktardı.
İran’la İsrail’in birbirine yaptığı drone saldırıları ve bunların medyaya yansımasını aktaran Asal, haber başlıklarının kamuoyunun dikkatini çekmek için şekillendiğini söyledi ve şu sözleri kullandı:
“Medya; haber değerini, basının ve izleyicinin dikkatini çekmeyi ve belirsizlik çatışma ya da her an bir şey olacakmış riskini çok seviyor. Onu kitleleri yönlendirme aracı olarak görüyor ve oradan da tartışma açmayı seviyor. Ama okur-yazar olarak baktığınız zaman çoğunlukla da bu manşetlerin içi o kadar dolu olmuyor. Çünkü olayları bir bütün içerisinde analiz ettiğiniz zaman Bu meselenin geçmişinde ne var? Sahada ne oluyor? Bu ikisi arasındaki ilişkiyi kurup taraflar ne istiyor? Nereye doğru evrilebilir? Gibi sorular soruyoruz. Hem dijital alan hem kitle iletişimi bu sorgulamayı ortadan kaldırıyor. Bir de ‘fake news’ dediğimiz kavram işin içine girince bir hakikat tekelciliği üretiliyor. Bunu devletler bilinçli olarak yapıyor. Bazen de kendi ulusal ajanslarıyla buna yön vermeye çalışıyor. BBC, CNN ve El Cezir’ e gibi. Biz de bu yarışın içerisinde kendi diplomasi ve dış politika argümanlarımızı TRT World’le yapmaya gayret ediyoruz.”

Farklı devletler, farklı medya dili
Dijital diplomaside farklı devletlerin haber ajanslarının medyaya yansıttıkları arasında da büyük farklar olduğunu açıklayan Asal, konuşmasında şu sözlere yer verdi:
‘’Haber ajanslarının ürettiği içerikler devletlerin dış politikalarıyla uyumlu olması gerekiyor. Bu bir ülkenin diğer ülkeye yaptırımının da temelinde yer alabiliyor. Örneğin bir haberi CNN’den dinlediğiniz zaman farklı bir sonuç, BBC’den dinlediğinizde farklı sonuç. Öte yandan İran’ın ulusal haber ajansından dinlediğiniz zaman İran savaşı kazanıyor. Dolayısıyla bu diplomasi, ulusal çıkar ilişkisi açısından çok sert bir noktaya geldi. Çünkü çok sıkı bir rekabet ve bundan fazlasıyla etkilenen toplumlar var.
Asal konuşmasını, “Hükümetler önce iç kamuoylarını buna ikna etmek ya da savaşı kazandığına inandırmak zorunda oldukları için bu yöntemi sıkça kullanıyorlar. Yani üretilen gerçeklik ne kadar gerçeğe dayanıyor sorusuyla baş başa bırakıyor. Bu da hem diplomasiyi, hem toplumsal ilişkileri daha da arka planda tüketim ilişkilerinin hızlı bir şekilde artacağını gösteriyor.” şeklinde tamamladı.






