Haber: Özgür Recep Kocaoğlu
Fotoğraf: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Ahşap bir zemin üzerine çakılan çivilerin etrafına tellerin sarılmasıyla oluşturulan filografi sanatı, günümüzde unutulmaya yüz tutuyor.
Sabır ve uzun uğraş isteyen filografi ya da diğer adıyla çivi sanatının çıkış yeri Orta Doğu olarak biliniyor. Osmanlı Devleti’nde de oldukça yaygın olan filografi sanatının inceliklerini filografi sanatçısı Makbule Kocaoğlu, İletim Gazetesi’ne anlattı.
Hata kabul etmeyen sanat
Filografi çalışmalarının aşamalarından bahseden Kocaoğlu, “İlk olarak tahtayı kumaşla kaplıyoruz, ardından deseni tahta üzerine işleyip çivileri çakıyoruz. Sonrasında desen kağıdını söküp temizliyoruz ve en son telleri sarıyoruz” ifadelerini kullandı.

En çok sabır gerektiren kısmın, çivileri çakma kısmı olduğunu söyleyen Kocaoğlu, çiviler arasındaki mesafenin eşit olmasına ve tel sarabilmek için çivileri tamamen çakmamaya dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Filografinin en zor aşaması olan bu sürecin, her ne kadar zahmetli olsa da zevkli olduğunu ifade eden Kocaoğlu, baştan savma yapılan işlerde istenilen şekillerin ortaya çıkmayacağını söyledi.

Filografi mutfağındaki malzemeler ve teknikler
Çalışmalarda kullanılan temel materyallere değinen Kocaoğlu; yapım sürecinde düz veya bombe başlı çiviler, çivi çakma aparatı, telleri çivilerin arasından rahatça geçirmek amacıyla kullanılan bız, kargaburun, yan keski, tornavida, çekiç, zımba, fırça, kumaş ve çeşitli renklerde filografi telleri kullanıldığını belirtti.
Düz sarma, çapraz sarma, dolgu, gölgelendirme, çerçeveleme, renk geçişleri, düğümleme gibi teknikler kullanıldığını ifade eden Kocaoğlu, bu tekniklerle birbirinden özgün eserler üretilebileceğini söyledi.
Tek bir tablo için 6 aylık emek
Bir eserin tamamlanmasının boyutuna göre değiştiğini ifade eden Kocaoğlu, küçük ölçekli çalışmaların 2-3 haftada tamamlanabildiğini ancak büyük boyutlu bir eserin ayları hatta yılları bulabileceğini söyledi. Kendi eseri olan “Ay-Yıldızlı Kelime-i Tevhid” tablosunu örnek veren Kocaoğlu, “Kumaş kaplamasından tel sarımına kadar tüm aşamalar tam tamına 6 ay sürdü” dedi.


Geleneksel sanatı geleceğe taşıma çağrısı
Filografi sanatının Türkiye’de yeterince tanınmadığını söyleyen Kocaoğlu, bu sanatın sadece Halk Eğitim Merkezleri’ndeki kurslarla sınırlı kaldığını belirtti. Geleneksel el sanatlarına gençlerin ilgisinin olmadığını aktaran Kocaoğlu, “Kültürümüzün kaybolmaması için gençlerimizi dijital dünyadan biraz uzaklaştırmak ve el sanatlarına yönlendirmek gerekiyor. Gençlerin ilgisini çekmek için sosyal medya platformlarında ilgi çekici içerikler üretilebilir” sözlerini kullandı.

Her şey bir arkadaşla başladı
Bu sanatla bir arkadaşının gittiği filografi kursu sayesinde tanıştığını belirten Kocaoğlu, kendisinin de aynı kursa başladığını ve filografiyi burada öğrendiğini söyledi. İlk günden beri büyük bir tutkuyla bu sanatı yaptığını ifade eden Kocaoğlu, ilk yaptığı eserin kütük üzerine Elif ve Vav harfleri işlemesi olduğunu aktardı.






