Kadın Cinayetleri Haberlerinde Etik Dil, Hukuki Sorumluluk ve Toplumsal Etki

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Haber: Nazlı Aygen 

Fotoğraf: Berk Balcı

İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Kadın cinayeti haberlerinde kullanılan dil, görsel tercihler ve yayın politikaları, medyanın şiddet olaylarını aktarış biçiminin temel başlıkları arasında yer aldı. Failin haberlerde sunuluş biçimi, mağdurun kimlik bilgilerinin ve özel hayatının aktarımı, olayların hangi ifadelerle kamuoyuna sunulduğu, haber dilinin önemli unsurları arasında öne çıktı.

Milliyet gazetesi muhabiri Ahenk Bayazıt, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nil Karabağ ve Psikolog Beyza Biçer Özkan, kadın cinayeti haberlerinde failin sunuluş biçimini, şiddetin haber dilindeki temsilini, görsel tercihleri ve mağdur haklarını İletim Gazetesi’ne anlattı. Röportajda ayrıca kadın cinayeti haberlerinin toplumsal etkileri, kullanılan ifadelerin haberin aktarımındaki rolü ve medyanın şiddet olaylarını ele alış biçimi farklı uzmanlık alanları çerçevesinde ele alındı.

Haber dilinde faili haklı gösteren ifadeler

Kadın cinayeti haberlerinde kullanılan ifadelerin failin davranışlarına gerekçe oluşturabildiğine dikkat çeken Milliyet gazetesi muhabiri Ahenk Bayazıt, “kıskançlık”, “cinnet” ve “aşk cinayeti” gibi kalıplaşmış ifadelerin mağdurun suçlanmasına hizmet edebildiğini belirtti. Bayazıt, geçmiş yıllara kıyasla haber dilinde farkındalığın arttığını ancak ticari kaygıların bu tür ifadelerin kullanımını sürdürdüğünü ifade etti.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nil Karabağ da kadın cinayeti haberlerinde mağdurun öldürülmesinin ardından “aldatan”, “boşanmak isteyen” veya “evi terk etmek isteyen” gibi ifadelerin kullanılmasından bahsetti. Bu anlatım biçiminin kadının davranışları ile öldürülmesi arasında gerekçe ilişkisi kurulmasına neden olabildiğini belirten Karabağ, haberlerin failin bakış açısını merkeze almaması gerektiğini kaydetti.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nil Karabağ

Psikolog Beyza Biçer Özkan ise medyanın yalnızca toplumu olaylardan haberdar etmekle kalmadığını, olayların nasıl algılanacağı üzerinde de etkili olduğunu belirtti. Kadın cinayeti haberlerinde kullanılan dilin toplumun bu konudaki ortak bilincini şekillendirdiğini ifade eden Özkan, “kıskançlık cinayeti” ve “cinnet geçirdi” gibi ifadelerin failin sorumluluğu sorgulanmadan önce mağdur hakkında soru işaretleri oluşturabildiğine dikkat çekti.

Şiddetin ayrıntıları yerine kamu yararı

Kadın cinayetlerinin haberleştirilmesinde olayın ayrıntılarının ne ölçüde aktarılacağı, etik yayıncılığın temel başlıkları arasında yer aldı. Ahenk Bayazıt, kamu yararı taşımayan ve şiddetin ayrıntılarını öne çıkaran içeriklerden kaçınılması gerektiğinden bahsetti. Beyazıt, mağdurun kişilik haklarının korunması ve şiddetin uygulanmasına ilişkin yöntemleri aktarabilecek ayrıntılara yer verilmemesinin önemini vurguladı.

Doç. Dr. Nil Karabağ da cinayetlerin işleniş biçimine ilişkin ayrıntıların çoğu zaman kamu yararı taşımadığını ifade etti. Bu tür bilgilerin haberleştirilmesinin şiddet yöntemlerini görünür kılabildiğini belirten Karabağ, olayın ayrıntıları yerine cinayetin önlenmesine yönelik süreçlerin ve ilgili kurumların sorumluluklarının haberleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Psikolog Beyza Biçer Özkan, failin sürekli gündemde tutulmasının ve hayatının ön plana çıkarılmasının suç davranışına görünürlük kazandırabileceğini aktardı. Failin yaşamının ve davranışlarının ayrıntılı biçimde aktarılmasının toplumun faille bağ kurmasına neden olabileceğini ifade eden Özkan, failin sözde gerekçelerinin gündeme taşınmasının şiddetin normalleştirilmesine zemin hazırlayabileceğini kaydetti.

Psikolog Beyza Biçer Özkan

Mağdurun özel hayatı ve görsel tercihler

Kadın cinayeti haberlerinde mağdurun fotoğraflarının, özel mesajlarının ve kişisel bilgilerinin kullanılması da etik tartışmaların önemli bir bölümünü oluşturdu. Ahenk Bayazıt, mağdurun özel hayatını ifşa eden ve kişilik haklarını zedeleyen içeriklerden kaçınılması gerektiğini belirtti. Bayazıt, haber başlığı ile görsel tercihlerin somut olayla tutarlı olması ve mağduru suçlayan çağrışımlar oluşturmaması gerektiğini ifade etti.

Doç. Dr. Nil Karabağ ise öldürülen kadınların fotoğraflarının seçilmesinde dış görünüşlerinin öne çıkarılmasını eleştirdi. Karabağ, kadınların özellikle bakımlı göründükleri fotoğraflarla sunulmasının mağdurun görünüşü ve yaşam tarzı üzerinden değerlendirilmesine yol açabildiğini anlattı. Kadınların nerede çalıştıklarının, nasıl giyindiklerinin veya nasıl yaşadıklarının cinayetin gerekçesi gibi sunulmaması gerektiğini kaydetti.Psikolog Beyza Biçer Özkan da mağdurların kişisel fotoğraflarının, özel yazışmalarının ve mahrem bilgilerinin yayımlanmasının psikolojik etkilerine dikkat çekti. Özkan, bu tür içeriklerin hayatını kaybeden kadınların yakınlarının acısını yeniden yaşamalarına ve yas süreçlerinin zorlaşmasına neden olabileceğini belirtti. Daha önce şiddete maruz kalmış kadınların ise bu haberler nedeniyle geçmiş deneyimlerini yeniden hatırlayabileceğinin altını çizdi.

Şiddetin normalleştirilmesinde medyanın rolü

Kadına yönelik şiddetin medyada sunuluş biçimi, haberlerin yanı sıra televizyon programları ve kurmaca yapımları da kapsadı. Doç. Dr. Nil Karabağ, şiddet içeren davranışların mizah unsuru olarak sunulmasını eleştirerek eşe yönelik şiddetin eğlence amacıyla işlenmesinin bu davranışları olağan gösterebileceğini belirtti. Karabağ, televizyon programlarında cinayetlerin ayrıntılarının uzun süre tartışılmasının şiddeti gündelik bir seyirlik unsura dönüştürebileceğini ifade etti. Programlarda konukların ve olayların taraflarının yargılayıcı bir dille ele alınmasının da sorunlu olduğunu kaydetti.

Psikolog Beyza Biçer Özkan, haberlerin başlıklarında ve içeriklerinde kullanılan ifadelerin failin sorumluluğunu geri plana itebildiğini belirtti. “Çocuğunu babaya göstermeyen anne” gibi ifadelerin olayın aktarımında failin eyleminden uzaklaşılarak mağdurun davranışlarına odaklanılmasına neden olabileceğini ifade eden Özkan, olayın nedenlerine yoğunlaşılmasının bu nedenlerin cinayete gerekçe oluşturabileceği algısını doğurabileceğine dikkat çekti.

“Koruma kararları ve kurumsal sorumluluklar haberleştirilmeli”

Ahenk Bayazıt, uzaklaştırma kararlarına rağmen gerçekleşen cinayetlerin, daha önce yapılan şikâyetlerin ve olası kurumsal ihmallerin araştırılması gerektiğini belirtti. Bayazıt, dava süreçlerinin ve emsal kararların takip edilmesinin kamuoyu oluşturabileceğini ifade etti.

Milliyet gazetesi muhabiri Ahenk Bayazıt

Doç. Dr. Nil Karabağ da koruma tedbirlerinin uygulanıp uygulanmadığının ve ilgili kurumların görevlerini yerine getirip getirmediğinin haberleştirilmesinin kamu yararı taşıdığını söyledi. Karabağ, 6284 sayılı Kanun kapsamında alınan koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanmasına ilişkin sorunların kamuoyuna aktarılmasının önemine dikkat çekti.

Bayazıt ve Karabağ’ın değerlendirmeleri doğrultusunda, kadın cinayeti haberlerinde yalnızca olayın gerçekleşme biçiminin değil, cinayete giden süreçte alınan veya alınmayan önlemlerin ve ilgili kurumların sorumluluklarının da ele alınması gerektiği belirtildi.

Sürekli maruz kalmak kaygı ve güvensizliği artırabiliyor

Kadın cinayeti haberlerine sürekli maruz kalmanın bireyler üzerindeki psikolojik etkilerine dikkat çeken Psikolog Beyza Biçer Özkan, bu haberlerin insanların adil ve güvenli bir dünyada yaşadıklarına ilişkin inançlarını zedeleyebileceğini belirtti. Özkan, benzer olayların sık sık ve çarpıcı görüntülerle sunulmasının kişilerin kendilerinin veya yakınlarının da şiddete maruz kalabileceği düşüncesini güçlendirebileceğini ifade etti.

Özkan, daha önce şiddete maruz kalmış kadınların bu haberler nedeniyle geçmiş deneyimlerini hatırlayabileceğini belirterek yoğun endişe, uyku sorunları, aşırı uyarılmışlık ve odaklanma güçlüğü gibi travmayla ilişkili belirtilerin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.

Hayatını kaybeden kadınların yakınları açısından ise olayın tekrar tekrar haberleştirilmesinin yas sürecini zorlaştırabileceğini kaydeden Özkan, özel hayatın gizliliğinin korunmasının önemini vurguladı.

Etik yayıncılık ve toplumsal farkındalık

Kadın cinayetlerinin haberleştirilmesinde medyanın sorumluluğu, olayları aktarmanın yanı sıra şiddetin toplumsal sonuçlarını ve önlenmesine yönelik süreçleri de görünür kılmayı kapsadı. Ahenk Bayazıt, mağduru suçlayan, faili aklayan ve şiddete gerekçe üreten ifadelerden kaçınılması gerektiğini belirtti. Bayazıt; gazeteciliğin toplumsal farkındalık oluşturma gücünün etik sorumlulukla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Doç. Dr. Nil Karabağ, “namusunu temizledi” gibi ifadelerin kullanılmasını eleştirerek bu tür söylemlerin şiddeti meşru gösteren ve nefreti körükleyebilen bir anlatım oluşturduğunu belirtti. Karabağ, yayıncıların kadınlara yönelik şiddet konusunda daha dikkatli davranması ve yayın süreçlerinde hukuki sorumlulukları gözetmesi gerektiğini kaydetti.

Psikolog Beyza Biçer Özkan ise medyanın toplumsal farkındalık oluştururken şiddeti yeniden üretmekten kaçınması gerektiğini vurguladı. Özkan, abartılı anlatımlardan uzak durulması, failin öne çıkarılarak ‘ün’ kazanmasının önlenmesi ve mağduru suçlayan ifadelerin kullanılmamasının önemine dikkat çekti.

Kadın Cinayetleri Haberlerinde Etik Dil, Hukuki Sorumluluk ve Toplumsal Etki
Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.