Haber: Merve Arkan
Fotoğraf: Nazlı Aygen
Editör: Nazlı Aygen
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Çapa Tıp Tarihi Konferansları’nın ilki, Prof. Dr. Nil Sarı’nın katılımıyla İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası Doktora Salonu’nda gerçekleştirildi.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı tarafından düzenlenen Çapa Tıp Tarihi Konferansları’nın ilk programı, İÜ Beyazıt Kampüsü Rektörlük Binası Doktora Salonu’nda yapıldı. Konferansın ilk konuğu olan İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Sarı, “Tıbbın İlerlemesi ve Etik Çerçevesinde Tıpta Modernleşmenin Hikâyesi” başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. Sarı, konuşmasında kadim tıbbı ve tıpta modernleşme sürecini dinleyicilere aktardı.

“Kadim tıpta şifa doğadan ve evrenden gelir”
Kadim tıbbın inanışlarından bahseden Prof. Dr. Nil Sarı, şifanın doğadan ve evrenden geldiği düşüncesinin hâkim olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Kadim tıbbın özünde, bir şifanın doğadan ve evrenden geldiği, vücudun kendi kendini iyileştirme gücü olduğu düşüncesi hâkim. Peki bunun için ne yapmak gerekiyor? Doğa ile uyumlu bir hayat sürmek gerekiyor. Çünkü insan doğanın bir parçasıdır ve onunla bir bütün hâlindedir. Dolayısıyla sağlıklı olmak için doğayla uyumlu yaşamak gerekiyor. Hastalık da doğanın yasalarını çiğnediğimiz zaman ortaya çıkıyor. İnsan vücudu mikrokozmos yani küçük bir evrendir ve evrenin kendisiyle bir uyum hâlinde yaşaması gerekiyor.”
Sarı, bu bağlamda kadim dönemlerde uygulanan müzikle tedavinin amacının da evrenle insan arasındaki armoniyi sağlamak olduğunu ifade etti.

“Geçmişte bireyselleştirilmiş bir tedavi vardı”
Kadim tıpta kişiye özel uygulanan tedavi yöntemlerine değinen Sarı, mizaç kavramının sadece huy anlamına gelmediğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Mizaç dediğimiz şey sadece huy değil. Bütün bedenimizin yapısı, yani şeker seviyemizden tansiyonumuza kadar bütün bedenimizin yapısı mizacımızı veriyor ve tüm bunlara uygun olarak tedavi edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla ilaçlar kişiye özel hazırlanırdı. Yani bugünkü gibi hazır ilaç yoktu ve herkese de aynı ilaçlar verilmiyordu. Bireyselleştirilmiş bir tedavi vardı. Aynı hastalık bile olsa hastalara farklı tedaviler uygulanıyordu.”
Tıbbın üç büyük otoritesi: Hipokrat, Galen ve İbn-i Sînâ
Konuşmasının devamında hastalıkların teşhisi, müşahedesi, muayenesi ve tetkiki süreçlerinin tarihsel gelişimini anlatan Prof. Dr. Sarı, tıp eğitimi ve öğreniminin usta-çırak ilişkisi şeklinde sürdürüldüğünü belirterek gözlem ile tecrübenin kadim tıptaki öneminin altını çizdi. Tıbbın üç büyük otoritesinin Hipokrat, Galen ve İbn-i Sînâ olduğunu açıklayan Sarı; tıbbın kadim çağlardaki, modernleşme öncesindeki ve modernleşme dönemindeki yerini aktararak, tıptaki Rönesans ile birlikte Aydınlanma Çağı’ndaki tıp felsefesini anlattı.

İstanbul Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof. Dr. İlhan Kılıç ve Prof. Dr. Fatma Arın Namal’ın yürüttüğü konferans, Prof. Dr. Nil Sarı’nın konuşmasının ardından dinleyicilerin sorularının yanıtlanmasıyla tamamlandı.




Konferansın bitiminde Sarı’ya teşekkür belgesi takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.






