Haber: Melek Öztürk
Fotoğraf: Melek Öztürk
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Aynı günü yaşıyorlar. Aynı yükü, farklı isimlerle taşıyorlar. Kimi buna vardiya diyor, kimi mesai, kimi ev işi, kimi ise okul ile iş arasında geçen yoğun tempo… Adı değişse de günün sonunda omuzlanan sorumluluk değişmiyor. Birinin mesaisi tarlada, diğerinin ofiste, bir başkasının evin içinde, bir diğerinin ise üniversite sıraları ile iş hayatı arasında sürüyor.
Bu ortak yaşam deneyimini çiftçi Meral Öztürk, kurumsal iletişim yöneticisi Betül Karabacak, ev hanımı Elif Baştürk ve hem okuyup hem çalışan siyaset öğrencisi Esma Betül Karakuş kendi hikâyeleriyle anlattı.
Gün farklı başladı, tempo aynı kaldı
Sabahın erken saatlerinde başlayan gün, dört kadın için farklı sorumluluklarla şekillendi. Öztürk tarlaya giderek güne başlarken, Karabacak ofiste yoğun bir çalışma temposuna hazırlandı. Baştürk ev işleri ve çocuklarının sorumluluklarıyla güne başladı. Karakuş ise dersleri ve işi arasında gününü planladı.
Sabahın ilk ışıklarıyla Öztürk tarlaya gitmek için yola çıktı. Tarlaya ulaştığında kahvaltıyı hazırladı, ardından gün boyu diğer işçilerle birlikte üretimin içinde yer aldı. Sulama, ilaçlama ve ertesi günün hazırlıklarıyla mesaisi akşama kadar sürdü.
Karabacak ise uzun bir yolculuğun ardından ofisine ulaştı. Günün planını yaparken ilk telefonla birlikte program değişti. Basın talepleri, toplantılar, içerik üretimi ve organizasyon hazırlıkları arasında geçen yoğun tempoyu, “İletişim işi biraz da anı yönetmek demek” sözleriyle anlattı.

Baştürk’ün günü ise mutfağın ışığını yakmasıyla başladı. Kahvaltı hazırlandı, çocuk güne hazırlandı, ev toplandı. Gün ilerledikçe çamaşır, bulaşık ve yemek birbirini takip etti. “Benim için annelik ve ev hanımlığı hiç bitmeyen bir mesai” dedi.
Karakuş ise gününü ders programına göre şekillendirdi. Ders günlerinde sabah erkenden yurttan çıkarak üniversiteye gitti, ders aralarında okumalarını tamamlamaya çalıştı. Dersinin olmadığı günlerde ise işine gitti. Yurda döndüğünde ödevlerini tamamladı ya da ertesi günün hazırlıklarını yaptı. “Başımı yastığa koyduğumda ‘Bugün de dolu dolu geçti’ diye düşünüyorum” sözleriyle yoğun temposunu özetledi.
Görünmeyen emek
Farklı hayatlar yaşayan dört kadının ortak noktalarından biri, çoğu zaman fark edilmeyen emekleri. Öztürk, insanların yalnızca tarladaki görünen kısmı izlediğini, ürünün sofraya gelene kadar geçen uzun emeğin çoğu zaman fark edilmediğini söyledi.

Karabacak da benzer bir görünmezliğin kurumsal iletişim alanında yaşandığını belirtti. “İnsanlar güzel videoları ya da etkinlikleri görüyor ama onların arkasında yüzlerce telefon görüşmesi, revize edilen metinler ve kriz anları var. Asıl emek görünmeyen tarafta” dedi.
Baştürk ise ev içindeki emeğin çoğu zaman iş olarak değerlendirilmediğini belirterek, “Yaptığımız işin mesaisi, tatili ya da izni yok. Kimse fark etmese de evin düzeni ve çocukların mutluluğu için verilen emek çok kıymetli” ifadelerini kullandı.
Karakuş ise görünmeyen emeğin öğrencilik ile çalışma hayatını aynı anda yürütmek olduğunu söyledi. “İnsanlar beni ya çalışan biri ya da üniversite öğrencisi olarak görüyor. Ama ikisini aynı anda yürütmenin ne kadar zor olduğunu bilmiyorlar. Boş zaman gibi görünen saatler ders çalışmakla ve ertesi günün hazırlıklarıyla geçiyor” diyerek yoğun temposunu anlattı.
Yorgunluk gün sonunda hissedildi
Dört kadın da yorgunluğu çalışırken değil, gün sona erdiğinde hissettiklerini söyledi.
Öztürk, “Yorgunluğumu arabaya binene kadar hissetmiyorum. Eve doğru yola çıktığımda ‘Bugün de ne kadar yorulmuşuz’ diyorum” sözleriyle günün yükünü anlattı.
Karabacak ise “Eve gelip sessizce oturduğum an gerçekten yorulduğumu hissediyorum” diyerek zihinsel yorgunluğun ağır bastığını ifade etti.
Baştürk de “Gece herkes uyuduğunda günün yorgunluğunu hissediyorum. Ama ailemin huzurla uyuduğunu görmek bütün yorgunluğuma değiyor” dedi.
Karakuş ise yorgunluğu yurda döndüğünde hissettiğini belirterek, “Odamın kapısını kapatıp çantamı bıraktığım anda bütün günün yükü üzerime geliyor” ifadelerini kullandı.
Mesai bitti, sorumluluk bitmedi

Ortak olan yalnızca yorgunluk değil. Mesai saatleri sona erse de sorumluluklar devam ediyor. Öztürk, o günün çalışması sona erdikten sonra sulama, ilaçlama ve ertesi günün planlamasını yaptığını belirterek, “Bu günün işi bitti ama yarın olan işin bitmedi” dedi.
Karabacak, ofisten ayrıldıktan sonra da telefonunun susmadığını ve özellikle organizasyon dönemlerinde ertesi günün hazırlıklarını sürdürdüğünü ifade etti. “Genelde kadınlar için mesai ofisten çıkınca bitmiyor” sözleriyle görünmeyen ikinci vardiyayı özetledi.
Baştürk ise “Benim işim evde. Bu yüzden günün sonunda ‘Mesaim bitti.’ diyemiyorum” sözleriyle ev içindeki emeğin kesintisiz sürdüğünü dile getirdi.
Karakuş da işten sonra öğrenciliğin başladığını belirterek, “Okunacak makaleler, hazırlanacak ödevler oluyor. Bazen sadece dinlenmek istiyorum ama sorumluluklar buna pek izin vermiyor” dedi.
Kadın olmanın getirdiği görünmez yük
Dört kadın, farklı alanlarda çalışsalar da kadın olmanın ortak zorluklarını yaşadıklarını söyledi.
Karabacak, kadınlardan aynı anda hem güçlü hem de her koşulda güler yüzlü olmalarının beklendiğini ifade etti.
Öztürk, kadın çiftçilerin üretimin her aşamasında yer almasına rağmen emeklerinin yeterince görünmediğini söyledi.
Baştürk ise “Evdesin, ne yoruluyorsun ki?” sözünü duyduğunda ev içindeki emeğin hâlâ görünmez kabul edilmesinin kendisini üzdüğünü belirtti.
Karakuş da genç bir kadın olarak zaman zaman kendisini daha fazla kanıtlamak zorunda hissettiğini ifade ederek, “Aynı sözler bir erkek tarafından söylendiğinde daha fazla karşılık bulduğu anlar oldu” dedi.

En büyük teşekkür
Yoğun geçen günlerin içinde onları ayakta tutan ise küçük ama anlamı büyük teşekkürler oldu.
Karabacak, başarılı bir organizasyonun ardından yöneticisinden duyduğu “İyi ki bu süreci sen yönettin” sözlerini unutamadığını söyledi.
Baştürk için en anlamlı teşekkür çocuğunun söylediği “Anne, iyi ki varsın” cümlesi oldu.
Öztürk ise emeğinin karşılığını kızının eğitimini sürdürebilmesinde gördüğünü ifade etti.
Karakuş da ailesinin kendisine söylediği “Seninle gurur duyuyoruz” sözlerinin bütün yorgunluğunu unutturduğunu dile getirdi.
Dört kadın aynı günü yaşadı. Aynı yükü farklı isimlerle taşıdı. Biri toprağa emek verdi, biri kurumsal hayatın temposuna yetişti, biri evini ayakta tuttu, biri ise eğitimini sürdürürken çalışmaya devam etti.
Gün bitti. Çizmeler kapının önüne bırakıldı, bilgisayar kapatıldı, mutfağın ışığı söndü, ders notları masaya bırakıldı. Ancak ertesi günün planı çoktan zihinlerinde yerini aldı. Onların hikâyesi, farklı alanlarda sürdürülen emeğin ve sorumlulukların günün sonunda sona ermediğini gösteriyor.



