Haber: Ebrar Süeda Ünalan
Editör: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Türk edebiyatının yaşayan çınarlarından usta öykücü Adnan Özyalçıner, 1950 Kuşağı’nın edebi mirasını ve kendi deneyimlerini İletim Gazetesi’ne anlattı.
Türk edebiyatının ve 1950 Kuşağı’nın usta öykücüsü Adnan Özyalçıner, Karagümrük’te geçen çocukluğunu, işçi mahallelerinin edebiyatına olan etkisini ve yarım asırlık Babıâli tanıklıklarını İletim Gazetesi’ne aktardı. Özyalçıner; Anadolu edebiyatının usta isimlerinden Yaşar Kemal ve titiz araştırmalarıyla tanınan şair Sennur Sezer’den bahsetti.
Edebiyat ve öykünün farkı
Yarım asırlık edebi kişiliği bulunan usta öykücü Özyalçıner; edebiyatın bireye, öykünün ise topluma yönelik olduğundan bahsetti. Özyalçıner, “Edebiyat insanın kendini ifade biçimidir. Öykü; insanın kendini, doğayı, yaşadıklarını, toplumla ilişkisini, çelişkilerini ifade etmesinin dakikalık resmidir” dedi.

Yoksul mahallelerin sesi oldu

İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde yaşadığını anlatan Özyalçıner, mahalledeki insanların ve ailesinin yoksul ama yaşama tutunmasını bilen kişiler olduğunu aktardı. Yaşadığı çevrenin okuma-yazması olmadığı için kendilerini ifade edemediklerini belirten Özyalçıner, “Onların ifade edemediklerini ben ifade edecektim, ben de onlara yaşatılan İstanbul’u yazdım” dedi.
İlk öykülerinin “Kenar Mahalleden” adıyla yayınlandığını vurgulayan Özyalçıner, öykücülük serüveninin böyle başladığını ve öykü yazmaya hâlen devam ettiğini belirtti. Günümüz İstanbul’unda değişimin binalar ve yollar üzerine olduğunu söyleyen Özyalçıner, yaşananların ve yaşatılanların hiç değişmediğini söyledi.
“Solistlerden oluşan bir koro”
Türk öykücülüğünde 1950 Kuşağı’nın edebi mirasını değerlendiren Özyalçıner, bu kuşağın anlatımı tek boyuttan kurtararak çok boyutlu kıldığını ve öyküye düşünsel bir derinlik kazandırdığını ifade etti. Temelde aynı çizgide buluşmalarına karşın her yazarın kendine özgü bir bakışı olduğunu aktaran Özyalçıner, “Doğan Hızlan, bir söyleşisinde 1950 Kuşağı’nı ‘solistlerden oluşan bir koro’ olarak tanımlıyor çünkü her birimiz aynı sahada fakat ayrı kulvarlarda koşan yazarlardık” dedi.

Özgün bir kalem için ustalardan izler
Yazarlık serüveninde Türk ve dünya yazarlarının birçoğundan etkilendiğini ve bu etkilerin özgün bir yazım biçimi oluşmasına katkı sağladığını söyleyen Özyalçıner, “Görüş olarak gerçeğe bakışı Orhan Kemal ile Sabahattin Ali’den, düşle gerçeği bir arada dillendirebilmeyi Sait Faik’ten, humoristik bakış açısını Haldun Taner’den edinmiş olmalıyım. Yaşamım boyunca zaman zaman değişik başucu kitaplarım da oldu ama ilk gençlik yıllarımda yalnız benim değil, 1950 Kuşağı yazarlarının çoğunun başucu kitabı Rainer Maria Rilke tarafından yazılan ‘Malte Laurids Brigge’nin Notları’ adlı kitabıydı. Behçet Necatigil ile Tietze’nin çevirisi ile yayımlanmıştı. Başucumda olma nedeni Rilke’nin anlatım biçiminden edineceğimiz güzelliklerdi” ifadelerini kullandı.
“Bâbıâli bir kitap cennetiydi”
Öykü yazarlığının yanı sıra gazetecilik de yaptığını belirten Özyalçıner, gazeteciliğe 1959 yılında Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak başladığını ifade ederek “Dizgiciler eski yazı bilirdi, düzeltilmesi için bir okuyan gerekiyordu. O da bendim” dedi.
Yıllar geçtikçe gazeteye önemli isimlerin dâhil olduğunu belirten Özyalçıner, oluşan kadronun Babiâli’de “Cumhuriyet Akademisi” olarak anıldığını anlattı. Babiali’nin gazetecilikten önce de hayatında olduğunu söyleyen Özyalçıner, “Hem öğrencilik, hem gazetecilik yıllarımdaki Babıâli, benim için bir kitap cenneti ve sanat yuvası oldu” ifadelerini kullandı.
Yazı ustalarıyla geçen bir ömür
Yarım asrı aşan yaşamında birçok edebi isimle unutulmaz dostluklar barındıran Özyalçıner, yakın arkadaşı Yaşar Kemal’i yazı ustası olarak tanımladı. Yaşar Kemal için “Dede Korkut’un sesini, Karacaoğlan’ın dilini taşıyan bir Türkçesi vardır” diyen Özyalçıner, Kemal’in anlatımlarında halk edebiyatını Türkçe deyişlerle harmanlamasından bahsetti.
Yaşamı boyunca hayatı ve edebiyatı paylaştığı, Türk şiirinin ve toplumcu gerçekçi edebiyatın güçlü kalemi şair Sennur Sezer ile olan birlikteliğine de değinen Özyalçıner, “İkimiz de kendi kulvarlarımızda koşan iki yazardık, koşuda birbirimizi izlerdik. Birlikte de çok koştuk” dedi. Özyalçıner, bilgisayarın etkin olmadığı bir dönemde Sezer’in araştırmacı kimliğiyle ön planda olduğunu vurguladı.




