Haber: Münire Bircan
Editör: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Çatışma hatlarından Gazze’ye uzanan görevlerinde gerçeğe kamerayla tanıklık eden Anadolu Ajansı foto muhabiri Melik Fırat Yücel, savaş bölgelerinde gazeteciliğin bilinmeyen yüzünü ve yaşadığı zorlukları İletim Gazetesi’ne bizlere aktardı.
Savaşın en sıcak hatlarında olaylara kamerayla tanıklık eden Anadolu Ajansı foto muhabiri Melik Fırat Yücel; Ortadoğu ve Filistin’de yaşadıklarını, mesleğin görünmeyen yükünü, savaş muhabirliğinin bilinmeyen yönlerini ve sahada karşılaştığı insani dramları anlattı.
Gazetecilik yaklaşımını ‘kamerayla tanıklık etmek’ sözleriyle tanımlayan Yücel, mesleğin merkezine hakikati yerleştirdiğini vurguladı.
Konya Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu olan Yücel, üniversite yıllarında sahaya adım attığını belirti.. Farklı televizyon kanallarında görev üstlenen Yücel, 2012’de Anadolu Ajansı kadrosuna katıldı. Yurt içindeki gelişmelerin yanı sıra kriz bölgelerinde ve çatışma alanlarında da görev alan Yücel, zorlu saha şartlarının mesleki bakış açısını derinleştirdiğini belirtti.
Ortadoğu’da Suriye, Yemen, Filistin Batı Şeria, İsrail ve Lübnan sınır hattında çalışan Yücel, sıcak bölgelere gitme sürecinin yalnızca profesyonel bir karar olmadığını dile getirdi. Kurumsal görevlendirmelerin yanında aile sorumluluğunun da bu kararlarda etkili olduğuna dikkat çeken Yücel, mesleki sorumluluğun çoğu zaman kişisel kaygıların önüne geçtiğini kaydetti. Filistin görevinin kısa sürede netleştiğini aktaran Yücel, bir gün içinde hazırlık yaparak bölgeye ulaştığını ve yaklaşık bir ay sahada kaldığını ifade etti.
Savaş alanlarında kameranın arkasında olmanın psikolojik boyutuna değinen Yücel, vizörden bakarken yaşananların zaman zaman gerçeklikten kopuk bir sahne gibi algılandığını ancak kamera indirildiğinde tablonun tüm ağırlığının hissedildiğini aktardı. Batı Şeria’da İsrail askerleri tarafından öldürülen Türk aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin yaşamını yitirmesinin kendisinde derin bir iz bıraktığını belirten Yücel, yıkılan evlerin enkazı arasında ağlayan çocukların görüntülerinin hafızasında yer ettiğini söyledi.

Savaş muhabirliğini, tehlikeli coğrafyalarda gerçeğin izini sürmek olarak nitelendiren Yücel, bu görevin çoğu zaman can güvenliği tehdidi altında yürütüldüğünü hatırlattı. Çatışma bölgelerinde gazetecilerin yalnızca haber üretmediğini, aynı zamanda hayatta kalma mücadelesi verdiğini dile getiren Yücel, iki taraf arasında kalan muhabirin kendi güvenliğini sağlamak için sürekli dikkat halinde olması gerektiğini vurguladı.
Gazze’de yaşananların ekranlara yansıyan rakamlarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Yücel, her sayının ardında ayrı bir hayat hikâyesi bulunduğunu ifade etti. Filistin topraklarında gazetecilerin zaman zaman doğrudan hedef haline geldiğini söyleyen Yücel, sahadaki varlıklarının bazı güç odakları tarafından tehdit olarak görüldüğünü dile getirdi.
Bölgede görev yapmanın empati duygusunu güçlendirdiğini kaydeden Yücel, sahada kurulan bağların görev süresi sona erse de devam ettiğini, bölgeden fiziksel olarak ayrılsa bile zihinsel olarak kopmanın kolay olmadığını belirtti. Yerel gazetecilerin sınırlı imkânlarla büyük bir sorumluluk üstlendiğini aktaran Yücel, iletişim altyapısındaki yetersizliklerin yaşananların dünyaya aktarılmasını güçleştirdiğini aktardı.
Filistin’de kalıcı bir barışın sağlanmasını temenni eden Yücel, çatışmaların sona erdiği bir ortamda bölgeye yeniden giderek bu kez umut ve yaşam odaklı hikâyeler üretmeyi arzuladığını belirtti. Gazetecilik öğrencilerine de seslenen Yücel, sıcak bölgelerde çalışmayı hedefleyenlerin gerekli eğitimleri tamamlaması gerektiğini hatırlatarak, her koşulda kişisel güvenliğin öncelikli tutulması gerektiğinin altını çizdi.





