Haber: Melek Öztürk
Fotoğraf: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhan Kandemir’in yönetmenliğini üstlendiği “Lezzet Aşkına”, Gaziantep’in gastronomi kültürünü sinemanın anlatı diliyle buluşturdu. Filmin ortaya çıkış sürecini ve festival yolculuğunu Prof. Dr. Ceyhan Kandemir ve senarist Nejat Şener İletim Gazetesi’ne anlattı.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin yapım, destek ve katkılarıyla hayata geçirilen film, geçtiğimiz günlerde Bulgaristan’ın Sofya kentinde düzenlenen 14. Uluslararası Film ve Televizyon Festivali “Slav Masalı” kapsamında özel gösterimle uluslararası izleyiciyle buluşurken festivalden ödülle döndü. 2-8 Ekim 2026 tarihlerinde düzenlenecek 14. Antakya Uluslararası Film Festivali’nin Özel Seçkisi’nde yer alacak “Lezzet Aşkına”nın festival yolculuğunu ve gastronomi ile sinemanın buluşmasını Prof. Dr. Ceyhan Kandemir ve senarist Nejat Şener İletim Gazetesi’ne değerlendirdi.

Gaziantep’in kültürü sinemanın anlatısında
Filmin ortaya çıkış sürecinin uluslararası bir gastronomi film festivali kapsamında gerçekleştirilen bir atölyeyle başladığını belirten Kandemir, Gaziantep’in kültürel, mitolojik ve arkeolojik gücünü gastronomiyle bir araya getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.
Filmde Gaziantep kent merkezinin yanı sıra Rum Kale’nin de önemli bir mekân olarak kullanıldığını aktaran Kandemir, “Rum Kale’yi görür görmez zaten benim kafamda senaryo oluşmaya başladı. Mekanın gücünü kullanmak filme çok büyük bir değer kattı. Bu anlamda beni çok heyecanlandıran bir yer oldu” ifadelerinde bulundu.
Lezzet, filmin anlatısında öne çıktı
Filmin gastronomi ve sinemayı buluşturan anlatısında lezzetin önemli bir yerde durduğunu belirten Kandemir, “Filmin ana sloganlarından bir tanesi her lezzette medeniyet yeniden doğardı. Bu bizim için çok önemli bir slogandı” ifadelerini kullandı.
Gaziantep’in kadim bir kent olduğunu belirten Kandemir, “Her lezzetin medeniyetten tekrar doğması fikri bizi çok yönlendiren önemli bir deneyim oldu” dedi.
Gastronomi mirası görsel dünyaya yansıdı
Gastronomi kültürünün filmdeki anlamına değinen Kandemir, “Gastronomi kültürü; nesilden nesile aktarılan kadim bir ritüeldir, toprağın hafızası, medeniyetlerin sessiz dilidir, filmde de görünmez suların taşıdığı bir miras. Her bir lezzette medeniyet yeniden nefes alır” ifadelerini kullandı.
Filmin görsel dünyasının oluşturulmasında Rum Kale’nin, Gaziantep kültürünün ve bölgenin gastronomi mirasının etkili olduğunu aktaran Kandemir, bölgedeki geleneklerin ve gastronomi kültürünün film üzerinde etkili olduğunu ifade etti.

Oyuncu kadrosu çekim sürecini destekledi
Oyuncu seçimlerinde bağımsız sinema anlayışına uygun isimlerle çalıştıklarını belirten Kandemir, Gaziantep Belediyesi’nin usta tiyatrocularıyla çalışmanın kendileri için avantaj sağladığını söyledi.
Güçlü oyuncu kadrosunun çekim sürecini kolaylaştırdığını belirten Kandemir, “Filmin çekimlerinde bir tekrar aldık 2. tekrara gerek kalmadı” dedi.
Uluslararası izleyiciden mekanlara ilgi
Filmin festival ve dağıtım sürecine girdiğini belirten Kandemir, geçtiğimiz hafta Bulgaristan’da düzenlenen 14. Slav Masalları Uluslararası Film Festivali’nde Slav Özel Ödülü aldığını söyledi.
Filmin 14. Antakya Film Festivali’nin Özel Seçkisi’nde yer alacağını aktaran Kandemir, festival sürecinin farklı festivallerle devam edeceğini ifade etti.
Filmin uluslararası izleyiciyle buluşmasının önemine değinen Kandemir, Bulgaristan’daki gösterimde izleyicilerin özellikle oyunculuk, müzik ve mekânlardan etkilendiğini belirtti. Kandemir, “İzleyiciler Rum Kale’yi, Gaziantep mutlaka görmek istediklerini söylediler” sözleriyle izleyicilerin filmde yer alan mekânlara gösterdiği ilgiyi aktardı.

Senaryo sürecinde gastronomi ve sinema buluştu
Filmin senaryo sürecinin Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin gastronomi ile sanatı bir tanıtım aracı olarak kullanma fikriyle başladığını belirten senarist Nejat Şener, Ceyhan Kandemir ile tanışmalarının ardından gastronomi ve sinemayı bir araya getiren bir uzun metraj film üzerine çalışmaya başladıklarını söyledi.
Senaryo sürecinde gastronominin bir belgesel dışında kurmaca bir filmin parçası olmasının kendileri için ilgi çekici olduğunu ifade eden Şener, “Belgesel filmin dışında bir filme konu olması kısmı bizi yeterince etkiledi. O yüzden de bu senaryoyu yazmak keyifli hale geldi. Çünkü bir gastronomi filmi değil, bir film yazıyorsunuz oldu” dedi.
Gastronomi kültürünün hikâyeye dahil edilme sürecinde insan hayatına ilişkin unsurların ön plana çıktığını belirten Şener, “Gastronomi kültürünü senaryo yazarken dahil etmek konusu gerçekten orada çok insani olan bir mesele taşıdı. Bir merak yani yaşama dair bir yaklaşım” ifadelerini kullandı.

Yemek ve yaşam
Karakterlerin oluşturulma sürecinde yemek yapmak ve yaşam arasındaki ilişkinin de ele alındığını belirten Şener, “Yemek yapmakla yaşamı örtüştürmek bu filmde bizim için çok iyi geldi ve karakterler de bunu taşıyabildiler. Hem senaryoda hem de oyunculukta” ifadelerini kullandı.
