Haber: Ahmet Aygar
Fotoğraf: Ahmet Aygar
Editör: Nazlı Aygen
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanı Mehmet Naci Aköz, çocukluk yıllarında başlayan uçurtma tutkusunu, uçurtma üretiminden müzeciliğe uzanan yolculuğunu ve Uçurtma Müzesi’ni kurma sürecini İletim Gazetesi’ne anlattı.
Aköz, uçurtmanın çocukların hayal gücünü geliştirmedeki rolüne, Türk kültüründeki uçurtma modellerine ve bu alandaki çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Canlı oyuncak: Uçurtmalar
Uçurtma tutkusunun 7-8 yaşlarında başladığını belirten Mehmet Naci Aköz, kendi kuşağının sokak oyunlarıyla büyüdüğünü söyledi. Uçurtmayı diğer sokak oyunlarından ayıran özelliğin hareket edebilmesi olduğunu vurgulayan Aköz, çocukların basit malzemelerle uçurtma yapabildiğini ifade etti.

Aköz, “Bizim jenerasyonumuz sokak oyunlarıyla büyüdü. Sokak oyunu dediğiniz zaman herkesin aklına misket, çember, topaç ve uzun eşek gibi oyunlar gelir ama bunlardan bir tanesi canlı: Uçurtmalar. Bedavadan üç dalı kırıp birleştirip gazete kâğıdıyla suyu karıştırıp elde ettiğiniz tutkalla yapıştırınca hayal bile edemeyeceğiniz kadar yükseğe ulaşabilen bir uçurtma elde edersiniz. Bu çok kıymetli ve çocuğun üzerinde çok büyük etkisi var.” dedi.
Kırtasiyeden derneğe uzanan yolculuk
Uçurtma çalışmalarının zamanla bu kadar büyüyeceğini başlangıçta tahmin etmediğini belirten Aköz, 1980’li yıllarda eşiyle birlikte uçurtma yaparak kırtasiyelere sattıklarını anlattı. Çalışmalarının gelişimini bir örnekle açıklayan Aköz, üretimin değerinin yalnızca kullanılan malzemelerle değil, ortaya çıkarılan sonuçla da ilgili olduğunu dile getirdi.
1983: Kırılma noktası
İlk uçurtma yarışması deneyimini 1983 yılında yaşayan Aköz, Bulvar Gazetesi tarafından Çamlıca’da düzenlenen Uçurtma Şenliği’nde birinci olduğunu ancak kendisine ödül verilmediğini söyledi. Yarışmaya 2,5 metrelik bir uçurtmayla katıldığını ve diğer katılımcıların uçurtmalarının daha küçük olduğunu belirten Aköz, bu deneyimin kendisi için bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.
Aköz, yaşadığı hayal kırıklığının ardından uçurtmalar için ödüllü bir yarışma düzenlemeye karar verdiğini belirterek şunları söyledi:
“1983 senesinde Bulvar Gazetesi Çamlıca’da bir uçurtma bayramı düzenledi. Birinci oldum, hatta rakipsiz birinci oldum. Rakipsiz olmasının sebebi ise diğerlerinin ufacık olması. Ben ise 2,5 metrelik bir uçurtmayla gittim. Bu, benim ve Türk uçurtma tarihinin kırılma noktasıdır. Çünkü yarışma bittikten sonra gazeteciye ‘Bana bir ödül verilmeyecek mi?’ diye sorduğumda ‘Hayır, bu sadece bir bayram, eğlendik, gidiyoruz.’ dedi. Bu durum bende bir heves kırıklığı yarattı. Sonraki beş ay düşündüm: Neden bunun bir yarışması yok? Bir yıl sonra para ödüllü, plaketli ve kupalı bir uçurtma yarışması düzenledim.”
Uçurtma derneğinden uluslararası federasyona
Aköz, 1986 yılında ilk uçurtma kurumlarından biri olarak nitelendirdiği Eyüp Kardeş Uçurtmacılar Birliğini kurduğunu, on yıl sonra ise kurumu dernekleştirdiğini aktardı. İlerleyen yıllarda Uçurtma Müzesi’ni ve Türkiye’nin ilk Uçurtma Kütüphanesi’ni kuran Aköz, ulusal ve uluslararası düzeyde farklı görevler üstlendi.

Müzeyi ilk kurduğunda altı ülkeden 500 ürünün bulunduğunu belirten Aköz, koleksiyonun bugün 39 ülkeden 3.000 ürüne ulaştığını söyledi. Uçurtma Kütüphanesi’nde ise 1.200 farklı eserin bulunduğunu, bunlardan yalnızca 200’ünün Türkçe olduğunu ifade etti.
Türk Uçurtma Takımı’nı da kurduğunu belirten Aköz, 12 yıl boyunca Amerika Uçurtma Federasyonu Türkiye temsilciliği yaptığını ve Avrupa Sportif Uçurtma Federasyonu Türkiye millî direktörlüğünü üstlendiğini dile getirdi. Aköz, iki yıl önce Çin’deki Uluslararası Uçurtma Federasyonunda yönetici olan ilk Türk olduğunu da sözlerine ekledi.
İki altın madalya ve yeni hedefler
Aköz, geçtiğimiz nisan ayında Çin’de düzenlenen 22. Dünya Uçurtma Şampiyonası’nda iki altın madalya kazanarak dünya şampiyonu oldu. Bu başarıyı yolculuğunun sonu olarak görmediğini belirten Aköz, yeni hedefler için çalışmayı sürdürdüğünü söyledi.

Aköz, “Bu sadece bir basamak. Bu basamağı tırmandıktan sonra gördüm ki bir basamak daha var ve dahası da olacak, biliyorum. Önümde hâlâ uzun bir yol var.” ifadelerini kullandı.
“Çocuklarımı birbirinden ayırmıyorum”
En sevdiği uçurtmanın hangisi olduğu sorulduğunda bütün uçurtmalarını aynı değerde gördüğünü belirten Aköz, onları çocuklarına benzetti. Üç çocuğu olduğunu ve hiçbirini diğerinden ayırmadığını söyleyen Aköz, bazı uçurtmaların kendisi için ayrı bir yere sahip olduğunu da dile getirdi.
Özellikle Malezya’dan gelen uçurtmalara ilgi duyduğunu belirten Aköz, bunun nedenini bu modellerde kullanılan kâğıt oymacılığı sanatıyla açıkladı.

Yalnızca bir oyuncak değil, bir bilim
Türkiye’de uçurtmanın çoğunlukla bir oyuncak olarak görüldüğünü belirten Aköz, dünyada yaklaşık 2.500 yıllık bir geçmişe sahip olan uçurtmanın bilimsel çalışmalarda da önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Uçurtmaların havacılık tarihindeki rolüne dikkat çeken Aköz, uçakların gelişim sürecinde uçurtmaların öncü bir işlev gördüğünü vurguladı.
Savaştan sanata farklı alanlarda uçurtmanın izlerinin görülebileceğini ifade eden Aköz, Wright Kardeşler’in çalışmalarını da bu alandaki örneklerden biri olarak gösterdi.
Uluslararası bir uğrak noktası: Uçurtma Müzesi
Uçurtma Müzesi’nin yalnızca Türkiye’den değil, dünyanın farklı ülkelerinden gelen ziyaretçileri de ağırladığını belirten Aköz, müzenin uçurtma tarihini tanıtma işlevine dikkat çekti.
Aköz, “Burası yalnızca uçurtmaların bulunduğu bir müze değil. Ek olarak burada uçurtmanın tarihini anlatıyoruz. Bu sebepten ötürü hem Türkler hem de yabancılar yoğun ilgi duyuyor.” dedi.
“Yalnızca bir çocuk müzesi değil”
Uçurtma Müzesi’nin farklı yaş gruplarına ve eğitim alanlarına hitap ettiğini vurgulayan Aköz, müzenin kültür, sanat, tarih ve teknik alanlarında da ziyaretçilere bilgi sunduğunu belirtti. Gazetecilik, mimarlık ve müzecilik öğrencilerinin müzeyi araştırma ve ödev çalışmaları kapsamında ziyaret ettiğini aktaran Aköz, liseli öğrencilerin de okul dışı öğrenme projeleri kapsamında müzeye geldiğini söyledi.
Yetişkinlerin de atölye çalışmalarına katılabildiğini belirten Aköz, müzenin yalnızca çocuklara yönelik bir mekân olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Türk kültüründeki uçurtma modellerini yaşatıyor
Atölye çalışmalarında Türk kültürüne ait uçurtma modellerini öğrettiğini belirten Aköz, bu alanda 40 farklı model bulunduğunu söyledi. Geleneksel modellerin zamanla unutulmaya başladığına dikkat çeken Aköz, özellikle üç boyutlu fener modeli uçurtmanın giderek daha az bilindiğini dile getirdi.
Aköz, “Fener modeli uçurtmanın neslinin tükenmekte olduğunu görüyoruz. Üç boyutlu olan bu uçurtma modelini maalesef hiçbir şenlikte göremiyorum ve bu beni üzüyor. Artık bu uçurtma modelini bilen bir çocuk yok, hatta 60 yaşının altında bilen kalmadı. Biz burada bu uçurtma modelini de öğretiyoruz.” dedi.
Bir uçurtma çocuğun hayatını nasıl değiştirir?
Uçurtmanın çocukların gelişiminde önemli bir rol oynadığına inanan Aköz, çocukların el becerilerini ve hayal güçlerini geliştirmeleri için uçurtma yapımının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Vecihi Hürkuş’un çocukluk yıllarında uçurtmalara ilgi duyduğunu da belirten Aköz, bu ilginin çocukların gelecekteki yönelimleri açısından önem taşıdığını ifade etti.

Çocukların telefonlarla vakit geçirmek yerine üretime dayalı etkinliklere yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Aköz, “Ağlayan çocuğun eline telefon yerine uçurtma verilmeli. Çocuk kesmeyi, biçmeyi, katlamayı, yapıştırmayı ve bağlamayı öğrenir. Bu da çocuğun hayal gücünü besler ve geliştirir. Ayrıca uçurtma evde veya bahçede uçurulmaz, illa ki geniş bir alan olmalı. Bu da çocuğu spor yapmaya teşvik eder.” dedi.
Vecihi Hürkuş’un uçurtma tutkusu
Katıldığı bir konferansta Vecihi Hürkuş’un kızı tarafından kendisine bir anının aktarıldığını anlatan Aköz, Hürkuş’un çocukluk yıllarından itibaren uçurtmalarla ilgilendiğini belirtti. Aköz, bu ilginin Hürkuş’un havacılığa yönelmesinde etkili olduğunu ifade etti.
“Gençler sevdiği işi yapmalı”
Gençlere yönelik tavsiyelerini paylaşan Aköz, ilgi duyulan alanlarda çalışmanın yanı sıra teorik bilginin uygulamayla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Gençlerin kendilerine ulaşılması güç hedefler koymalarını ve bu hedefler doğrultusunda çalışmayı sürdürmelerini öneren Aköz, saha deneyiminin önemine de dikkat çekti.
Aköz, “Gençler sevdiği işi yapmalı ama sadece teorik derslerden ibaret bırakmamalı, her zaman pratikle harmanlamalı. Kendine bir hedef koymalı ve bu hedef zor olmalı. Hedefine ulaşmak için çok çalışmalı, asla ‘yeter’ dememeli, hep bir adım ötesini istemeli.” dedi.
Öğrencilerin deneyim kazanmak için karşılık beklemeden saha çalışmalarına katılmalarının kendilerine katkı sağlayacağını belirten Aköz, gençlere sevdikleri alanda çalışmaları ve kendilerini geliştirmeyi sürdürmeleri tavsiyesinde bulundu.
