Haber: Merve Arkan
Fotoğraf: Prof. Dr. Abdul Hafiz Ab Majid
Editör: Nazlı Aygen
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Malezya’da yürütülen araştırma sonucu tahtakurularının insan DNA’sını 45 güne kadar saklayabileceği ve bu sayede olay yeri incelemelerinde büyük ipuçları taşıyabilecekleri keşfedildi. Prof. Dr. Abdul Hafiz Ab Majid yürüttüğü çalışma hakkında İletim Gazetesi’ne konuştu.
Malezya’da bulunan araştırma üniversitesi ve Biyolojik Bilimler Okulu Universiti Sains Malaysia’da Kentsel, Yapısal ve Moleküler Entomoloji Uzmanı Prof. Dr. Abdul Hafiz Ab Majid ve doktora öğrencisi Lim Li’nin yürüttüğü araştırma sonucu tahtakurularının adli vakaların çözümünde kanıt olarak kullanılabileceği keşfedildi. Karyola başlıkları, yatak, yatak dikişleri, yastık yüzeyleri gibi yerlerde bulunan bu böcekler, insan kanıyla besleniyor ve böylece olay yerinde bulunan kişilerin ortaya çıkarılmasında önemli bir rol oynuyor. Tahtakuruları sayesinde kanıt bulunamayan olay yerlerinde bulunmuş olan insanların DNA’sına erişilebiliyor.

Hafiz ve Li’nin yürüttüğü çalışma, tropikal tahtakurularının kanlarını emdikleri insanların DNA’larını 45 güne kadar muhafaza edebildiğini ve DNA profillerini göz önüne koyabildiğini keşfetti. Literatürdeki adı Cimex hemipterus olan ve Malezya’da çok yaygın bulunan tropikal tahtakuruları, emdikleri kanın DNA’sını taşımaları sayesinde adli vakalar araştırılırken olay yerindeki kişilere dair özellikleri açığa çıkarıyor. Araştırmacıların belirttiğine göre tahtakurularının emdiği kan üzerinden kişinin göz rengi, saç rengi, ten rengi ve cinsiyeti gibi temel fenotipik özellikleri olay yerinde saç ve kan gibi bulgular yoksa veya temizlendiyse bile bulunabiliyor.
İnsan DNA’sını böcekte bulmak
Hafiz, yaptıkları çalışmada onu en çok şaşırtan nokta için “Belirli bir süre sonra bile hâlâ DNA’ya ulaşabiliyor olmak” dedi ve araştırmayı yaparken karşılaştığı sonuçları şu sözlerle ifade etti:
“Ben sindirimden sonra DNA’ya ulaşmanın çok daha zor olacağını düşünüyordum. Fakat kan emme işleminden 45 gün sonrasına kadar kısmi insan DNA’sı profilleri elde edebildik. Şaşırtıcı olan bir başka şey ise sahadan toplanan tahtakurularının bazılarında birden fazla kişiye ait DNA bulunmasıydı. Bu durum, tek bir tahtakurusunun bazen farklı kan emme işlemlerine ait bilgileri muhafaza edebileceğini göstermektedir. Adli açıdan bu durum özellikle ilgi çekiciydi çünkü tahtakurularının insan faaliyetleri hakkında başlangıçta tahmin ettiğimizden daha fazla bilgi barındırabileceğini gösteriyordu.”
Hafiz ve Li yaklaşık 5 senelerini USM’de bulunan laboratuvarlarında tahtakurularıyla geçirdiler. Li, DNA’nın ayrışmasının ne kadar süre alacağını ve tahtakurularının insan kanından geçen DNA’yı ne kadar süre tutabildiklerini görmek için böcekleri kendi kanıyla besleyerek araştırmanın gönüllü deneği oldu. Hafiz, Li’nin bu yardımını şu sözlerle anlattı:
“Araştırmanın ana ekibi çok az kişiydi. Çalışma iki araştırmacı tarafından yürütüldü. Lim Li, benim gözetimim altında temel deneysel çalışmaları, veri analizini ve makale hazırlığını gerçekleştirdi. Tahtakuruları laboratuvarımızda muhafaza edildi ve Lim Li gönüllü olarak deneyler için gerekli olan kanı sağladı.”
Hafiz, bu araştırmayı sürdürürken tahtakurularını kendi kanlarıyla beslediklerini “Kendi DNA’mızı test etmek çalışmayı oldukça kişisel kıldı. Bilimsel bir soruyu yanıtlamak için kelimenin tam anlamıyla kendimizden bir parça kullandık.” sözleriyle aktardı.
Tahtakurularından insan DNA’sına ulaşabilmek için hangi yolları izlediklerini Hafiz, şu sözlerle işaret etti:
“Öncelikle tahtakurusunun kan emdikten sonra içinde kalan insan DNA’sını geri kazanmak için tahtakurularını etanol içinde muhafaza ettik ve işlemden geçirmeden önce etanolü uzaklaştırdık. Ardından tahtakuruları ezildi ve ticari bir kan DNA ekstraksiyon kiti kullanarak DNA’yı elde ettik.”
Analiz için iki tür genetik işaretleyici kullandıklarını ifade eden Hafiz, “İlk olarak bireyleri birbirinden ayırt etmeye yardımcı olan ve adli DNA profillemesinde yaygın olarak kullanılan STR’leri (Kısa Bitişik Tekrarlar) kullandık. Ardından DNA profillerini tespit etmek için PCR ve kılcal elektroforez kullanarak 13 STR işaretleyicisini ve ek olarak bir Y kromozomu işaretleyicisini test ettik” dedi.

DNA’nın göz, saç ve cilt rengi gibi özellikler hakkında bilgi sağlayıp sağlayamayacağını görmek için ise 41 SNP işaretleyicisini test ettiklerini belirten Hafiz, “Basitçe ifade etmek gerekirse, tahtakurusunun yakın zamanda emdiği kanı aldık, içindeki insan DNA’sını ayrıştırdık ve ardından bu DNA’nın hala işe yarar bir insan profili üretip üretemeyeceğini görmek için adli genetik tekniklere başvurduk” sözleriyle izlenilen yolu özetledi.
Neden tahtakurusu?
Hafiz, çalışma için tahtakurularını seçme nedeninden şu şekilde bahsetti:
“Benim ilk ilgimi çeken, tahtakurularının insan kanıyla beslenen canlılar olmasıydı. Bu doğrultuda içlerinde insan DNA’ları bulunması gerekiyordu. Ayrıca sivrisinek gibi insan kanıyla beslenen diğer böceklerle karşılaştırıldığında adli araştırmalar için işe yarar özellikleri var. Örneğin hem larvaları hem erişkin tahtakuruları insan kanıyla besleniyor, uzun bir süre aç kalabiliyorlar, beslendikleri yerden uzaklaşmıyorlar, bu da en son beslendikleri insanın DNA’sını taşıyor olabileceklerini gösteriyor.”

Ayrıca Malezya’da oldukça yaygın olan ve sivrisinek veya karasinekler gibi uçamayıp çok uzağa kaçamadıkları için kanıyla beslendikleri kişilerle tam olarak aynı odada veya mekânda bulunmalarının büyük bir ihtimal taşıdığını “Tahtakuruları, beslendikleri yerden en fazla 6 metre kadar uzaklığa kaçabiliyorlar. Onları özel yapan da bu” sözleriyle aktaran Hafiz, bu canlıların adli araştırmalarda oynayabilecekleri rol hakkında çok az bilgi olduğundan araştırılmaya çok uygun olduklarını dile getirdi ve “Tahtakuruları, emdikleri kanı sivrisineklerden çok daha uzun süre muhafaza edebiliyorlar. Emdikleri kanın DNA’larınının izleri haftalar sonra bile sindirim sistemlerine görülebiliyor” diye ekledi.
DNA örneğinde asıl belirleyici
Hafiz, tahtakurularından alınan DNA örneklerinin 30. ve 40. günde bazı farklılıklar gösterse de DNA profili çıkarılmasında asıl belirleyicinin zaman olmadığını belirtti. Hem teorik olarak hem de yaptıkları çalışmada gözlemledikleri üzere DNA’nın 45. gün örneğinin 30. gün örneğine kıyasla daha fazla bozulmaya uğradığını söyleyen Hafiz, “45 gün, tüm adli bilgiler için kesin bir sınır olarak görülmemelidir. Örneğin çalışmamızda, 45. gün örneğinde artık göz rengi tahmini yapılamadı çünkü bu tahmin için gereken özel SNP kaybolmuştu. Fakat bu, göz rengi tahmininin 45 günden sonra her zaman imkânsız olacağı anlamına gelmez. Eğer o önemli SNP hâlâ mevcut ve tespit edilebilir durumda olsaydı yine de göz rengi tahmini yapılabilirdi. Bu nedenle 30. günde bile eğer önemli bir SNP zaten bozulmuşsa veya tespit edilemiyorsa, o belirli fiziksel özelliğin tahmini mümkün olmayabilir. Yani durum, basitçe alınan kan örneğinin ne kadar eski olduğuyla ilgili değil” diyerek kritik olanın zaman değil, alınan örnekte hangi belirteçlerin sağlam kaldığına bağlı olduğunu açıkladı.

Olay yeri inceleme ve böcekler
Hafiz, bir tahtakurusundan elde edilen DNA profilinin, doğrudan olay yerinden toplanan DNA ile eşdeğer kabul edilmemesi gerektiğini aktardı. Kan veya diğer biyolojik materyaller gibi doğrudan alınan örneklerin yorumlanmasının genellikle çok daha net olduğunu belirten Hafiz, tahtakurusundaki insan DNA’sının, böceğin sindirim sisteminden geçmiş olduğu için DNA’nın miktarı ve kalitesinin zamanla azalabildiğini söyledi.

Hafiz, “Cesedin ortadan kaldırıldığı ve geride belirgin hiçbir biyolojik kalıntının kalmadığı bir durumda, yakın zamanda beslenmiş yani kan emmiş bir tahtakurusu soruşturma için potansiyel bir ipucu sunabilir. Eğer tahtakurusu, kullanılabilir bir insan DNA profili içeriyorsa diğer biyolojik kanıtların bulunmadığı durumlarda soruşturmacılara o ortamda kimlerin bulunduğuna dair bilgi sağlayabilir” cümleleriyle suç mahallinde bulunanlara tahtakuruları üzerinden ulaşılabileceğini açıkladı. Hafiz, sahadan topladıkları bazı tahtakurularının karışık DNA profilleri içerdiğini de tespit ettiklerini söyleyerek birden fazla insanı ısıran böceklerde birden fazla DNA bulduğundan bu durumun yorumlamayı daha karmaşık hâle getirdiğinin altını çizdi. Bu nedenle tahtakurularını geleneksel kanıtların yerini alacak bir unsurdan ziyade potansiyel bir ek kanıt kaynağı olarak gördüğünü ifade eden Hafiz, tahtakurularından faydalanmanın her zaman sihirli bir çözüm olmadığını belirtti.
Tahtakuruları mahkemede birer tanık olabilir mi?
Tahtakurularının gelecekte faydalı bir adli kanıt olma potansiyeli taşıdığını düşünen Hafiz, bunun standart bir yöntem olarak kabul edilebilmesi veya mahkemede doğrudan kanıt olarak sayılabilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.
Hafiz, yaptıkları bu çalışma sayesinde tropikal tahtakurularından elde edilen insan DNA’sının yerleşik STR ve SNP teknikleri kullanılarak analiz edilebileceğini ve kısmi DNA profillerinin elde edilebildiğini aktardı. DNA’nın zamanla bozulması ve tek bir tahtakurusunda birden fazla kişiye ait karışık DNA bulunma olasılığının olması gibi zorlukların da bulunduğunu söyleyen Hafiz, tahtakurusu toplanmasının rutin bir adli uygulama hâline gelebilmesi için, daha fazla örneğin ve gerçek vaka çalışmalarının kullanıldığı daha kapsamlı araştırmalara ayrıca DNA’nın toplanması, muhafaza edilmesi, analiz edilmesi ve yorumlanması için standartlaştırılmış yöntemlere ihtiyaç olduğunu kaydetti ve şu sözleri kullandı:
“Adli soruşturmacıların olay yerlerinde henüz rutin olarak tahtakurusu toplamaları gerektiğini söyleyemem. Bunun yerine onları, özellikle geleneksel biyolojik kanıtların sınırlı olduğu veya hiç bulunmadığı durumlarda potansiyel bir ek adli kanıt kaynağı olarak görüyorum. Fakat zamanla adli tıp araç çantasındaki bir diğer faydalı araç hâline gelebilirler.”

Bir ilk olan araştırma
USM’de yürütülen bu araştırma Nature’s Scientific Reports dergisinde yayımlandı. Araştırma, tropikal tahtakurularının adli kullanımda yer almasını belgeleyen ilk çalışma olarak literatüre geçti.
