Haber: Kübra Mısıroğlu
Fotoğraf: Kübra Mısıroğlu
Editör: Özgür Recep Kocaoğlu
İstanbul, (İÜ Haber Merkezi) – Tarihi Yarımada’da bazı tarihî yapılar, değişen kent ve zemin kotları nedeniyle bugün sokak seviyesinin altında kalıyor.
Tarihi Yarımada’da bugün kullanılan sokakların arasında, mevcut zemin seviyesinin altında çeşmeler ve tarihî yapı parçaları bulunuyor. Bu yapıların bir bölümü, zaman içinde değişen kent kotlarının ve çevre düzenlemelerinin sonucu olarak bugünkü sokak seviyesinden farklı bir konumda. İstanbul’un özellikle Cumhuriyet döneminde geçirdiği imar ve ulaşım dönüşümü ise yalnızca yeni yollar ve yapılar ortaya çıkarmadı; tarihî dokunun kent içindeki konumunu da değiştirdi.
İstanbul’un tarihî dokusu çoğu zaman kubbeler, minareler, hanlar ve saraylarla birlikte düşünülüyor. Oysa bugünün sokak seviyesinden birkaç basamak aşağıda karşılaşılan bir çeşmede ya da zemin altında kalan bir yapıda da tarih yatıyor. Bu durum, İstanbul’un fiziksel olarak değişen kent yapısına ilişkin daha geniş bir soruya işaret ediyor: Bir şehir modernleşirken, önceki şehre ne oluyor?
Cumhuriyet’le değişen kent
Cumhuriyet’in ilanından sonra İstanbul’un imarına ilişkin politikalar yeni bir yön kazandı. 1930’lu yıllarda başlayan planlama çalışmaları; kentin ulaşım sistemi, yolları, meydanları ve yapılaşma düzeni üzerinde etkili oldu.
Ayşe Kapucu Yavuz ve Burak Hamza Eryiğit’in 2023 tarihli çalışması, 1930–1960 yılları arasında Tarihi Yarımada’daki imar politika ve uygulamalarını tarihsel belgeler ve görsel kayıtlar üzerinden inceliyor. Araştırmacılar, Cumhuriyet sonrası modernleşme politikalarının İstanbul’un kent formunda fiziksel ve sosyal değişimler meydana getirdiğini belirtiyor.
Bu dönemin önemli isimlerinden biri Fransız şehir plancısı Henri Prost oldu. Prost’un İstanbul planlamasında yollar, ulaşım aksları, eksenler ve perspektiflerin yanı sıra konut bölgeleri ve yapı adaları da ele alındı. Hülya Coşkun ve Ufuk Doğrusöz’ün çalışmasına göre Prost planları, Tarihi Yarımada’nın yapı adaları ve yol dokusu üzerinde dönüştürücü bir etki yarattı. Bu dönüşüm sırasında bazı yapılar yıkıldı, bazıları yeni yapıların ve yolların arasında kaldı; bazı tarihî yapıların ise çevresindeki zemin ve sokak ilişkisi değişti. Dolayısıyla Cumhuriyet dönemindeki değişim yalnızca tek tek yapıların yenilenmesiyle sınırlı değildi. Kentin yapısal düzeni de yeniden ele alındı.

Dönüşüm 1950’lerde hızlandı
İstanbul’da 1950’li yıllar fiziksel dönüşümünde ayrı bir döneme karşılık geliyor. İstanbul Üniversitesi’nden Ünsal Yavuz tarafından hazırlanan 2008 tarihli yüksek lisans tezi, 1950-1960 yılları arasındaki İstanbul imar politikalarını inceliyor. Teze göre bu dönemde yol yapımına önem verildi ve geniş bulvarlar oluşturuldu. Dönemin yol çalışmalarının önemli bir bölümü Prost döneminde ortaya konulan planlama kararlarıyla ilişkiliydi. Coşkun ve Doğrusöz de 1950’lerden itibaren Prost sonrası dönemde İstanbul’un, özellikle Tarihi Yarımada’nın, yapı adaları ve konut dokusu açısından hızlı bir dönüşüm geçirdiğini belirtiyor. Bu dönüşümün sonucu yalnızca yeni yolların ortaya çıkması değildi. Yolun kendisi, yapı adaları ve yapıların çevresindeki boşluklar değiştiğinde, tarihî yapıların kent içindeki konumu da değişti.
Değişen şehir, değişen zemin

Yol ve çevre düzenlemeleri, altyapı çalışmaları, yapılaşma ve dolgular zaman içerisinde farklı kent kotlarının oluşmasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda tarihî bir yapı tamamen ortadan kaldırılmadan da mevcut kent seviyesine göre daha aşağıda kalabiliyor. Tarihi Yarımada’da bunun günümüzde görülebilen örneklerinden biri Çırakçı Sokağı Çeşmesi.
Fatih Belediyesi’nin 6 Nisan 2026 tarihli restorasyon kaydına göre çeşmenin bir bölümü zemin kotunun altında kalmıştı. Restorasyon kapsamında yapılan araştırma kazısıyla çeşme açığa çıkarıldı ve zemin seviyesine yükseltildi. Buradaki önemli nokta, çeşmenin fiziksel konumu ile bugünkü sokak seviyesi arasındaki farkın restorasyon sırasında müdahale gerektirecek boyutta olması.
Zemin altında kalan çeşmeler
Çırakçı Sokağı Çeşmesi tek başına değerlendirildiğinde yerel bir restorasyon örneği gibi görünebilir. Ancak Tarihi Yarımada’daki benzer müdahaleler, konunun daha geniş bir çerçevede ele alınabileceğini gösteriyor.
Fatih Belediyesi’nin restorasyon kayıtlarında farklı tarihî çeşmelerin de mevcut zemin seviyesinin altında kalan bölümlerinin araştırma kazılarıyla ortaya çıkarıldığı görülüyor. Bu tür çalışmaların ortak noktası, yapının yalnızca yüzeyde görülen kısmıyla yetinilmemesi. Kazılar sırasında zeminin altında kalan yapı bölümlerinin ortaya çıkarılması, restorasyon kararlarının yeniden değerlendirilmesine imkân sağlıyor.
Yapı kaldı, çevresi değişti
Bir çeşme, cami ya da başka bir tarihî yapı günümüze ulaşmış olabilir ancak yapının etrafındaki sokak dokusu, yol sistemi veya yapı adaları değişmişse, yapı artık geçmişteki kentsel bağlamının içinde bulunmuyor olabilir.
Coşkun ve Doğrusöz’ün Tarihi Yarımada üzerine çalışması tam da bu dönüşümü kent morfolojisi üzerinden ele alıyor. Araştırmada Prost planlarının yol, cadde, yapı adası ve konut dokusuyla ilişkisi incelenirken, 1950’lerden sonraki dönüşümün Tarihi Yarımada’nın tarihî kent merkezlerinde kalıcı etkiler bıraktığı belirtiliyor. Bu açıdan bakıldığında koruma meselesi yalnızca “Hangi bina ayakta kaldı?” sorusuyla sınırlı değil. Binanın çevresindeki tarihî kentsel dokunun ne ölçüde korunabildiği de aynı derecede önemli.
Tarihî dokunun görünmezleşmesi
Bir yapının çevresindeki kent değiştiğinde, yapı fiziksel olarak varlığını sürdürse bile geçmişteki işlevsel ve mekânsal ilişkilerinin bir kısmı ortadan kalkabiliyor. Çeşmeler bunun en anlaşılır örneklerinden biri. Bir çeşme geçmişte doğrudan sokağın parçasıyken, bugün kaldırım seviyesinin altında kalabiliyor. Yapının kendisi korunmuş olsa da sokakla kurduğu fiziksel ilişki değişmiş oluyor. Bu durum yalnızca estetik bir farklılık değil. Tarihî yapıların çevreleriyle birlikte değerlendirilmesi, koruma çalışmalarının temel meselelerinden biri. İstanbul’un tarihî dokusu bu nedenle yalnızca ayakta kalan yapılar üzerinden değil, yapıların bugünkü şehirle kurduğu ilişki üzerinden de okunabilir.
